<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-15365815</id><updated>2011-04-22T01:26:02.720+03:00</updated><title type='text'>Sadiyka'nın Bloğu</title><subtitle type='html'>Sadiykanın günlük islami hadis ve sohbet bloğu.</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://sadiyka.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sadiyka.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>sadiyka</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05940548867634181826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>43</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15365815.post-116928156969074228</id><published>2007-01-20T10:25:00.000+02:00</published><updated>2007-01-20T10:26:09.753+02:00</updated><title type='text'>NAMAZI BOZAN HALLER VE FİİLLER</title><content type='html'>Namazı edâ eden mükellefin; kasden veya unutarak konuşması, namazı ifsad eder. Hanefi fûkahası Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Muhakkak işte şu bizim namazımızdır ki; içinde insanların kelâmından herhangi birşey bulunmaz. Namaz ancak; tesbih, tehlil ve Kur'an-ı Kerim'in kıraatıdır" Hadis-i Şerifini esas almıştır. Ayrıca namazı edâ ederken birisine kasden selâm vermek, namazı ifsad eder. Kasden kaydının konulmasının sebebi şudur: Eğer unutarak selam verirse namazı bozulmaz. Çünkü selam zikir hükmündedir. Bu durumda unutma halindeki zikrin hükmüne dahil olur. Kasdî olduğu zaman "Konuşma" hükmündedir. Namazı edâ ederken; herhangi bir mü'minin vermiş olduğu selamı almak da "Konuşma" hükmüne dahil olacağı için, namazı ifsad eder. Genel kaide şudur: Mutlak manada konuşmak; ister az, ister çok olsun, ister kasden, ister unutarak olsun, namazı ifsad eder. İmam-ı Şafii (rha) indinde ise; unutarak konuşmak namazı ifsad etmez. Şafii fûkahası Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Muhakkak ki ALLAHû Teâla (cc) ümmetten hata ve unutmayı, bir de zorla yaptırıldıkları şeyi kaldırmıştır" Hadis-i Şerifini esas almıştır. İmam-ı Merginani: "Bu Hadis-i Şerif'teki unutmanın, günahının kaldırıldığına hamledileceğini beyan etmiştir. Yani dünyevi ahkamı devam eder. Hanefi bir müslüman; unutarak da olsa konuştuğu zaman, namazı bozulur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Namazı edâ eden mükellef; namaz içerisinde iken insan sözüne benzeyen duada bulunursa namazı ifsad olur. Mesela: "ALLAHümme elbisni sevbe keza" (ALLAH'ım!.. Bana şöyle şöyle elbise giydir" veya "ALLAHümme zevvicni fülâneten" (ALLAH'ım beni filân kadınla tezviç et, evlendir) demek gibi!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kimse, selam niyeti ile namazı edâ ederken musafaha etse, namazı ifsad olur. Zira o manen konuşma hükmündedir. Ayrıca bir kimse aksırsa, namazı edâ eden mükellef de ona "Yerhamükellah" dese namazı bozulur. Namazı edâ eden mükellef aksırdığı zaman; kalbinden "Elhamdülillah" derse, namazı bozulmaz. Ancak bunu namazdan sonraya bırakması sahihtir. Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Sizden birisine namazda birşey isabet ettiği zaman tesbih etsin" buyurduğu bilenmektedir. Dolayısıyla "Elhamdülillah" demek, tesbih mesabesindedir. Namazın ifsad olmamasının sebebi budur. Fakat namaz esnasında aksıran kimsenin "Elhamdülillah" demesi, diğer mükellefleri yanıltarak konuşmaya sevkedebilir. Bu sebeble namazda ya kalben tesbih olunması veya namaz sonrasına bırakılması esas alınmıştır. Ancak namazını edâ eden bir mükellefe; dışarıdan bir kimse sevindirici birhaber getirir, mükellef de bu haber üzerine cevab kasdı ile "Elhamdülillah" derse namazı ifsad olur. Zira cevab niyeti tesbihi değil, konuşmayı gündeme getirir. Yine mükellef namazını edâ ederken; kendisine dışarıdan kötü bir haber getirilir ve buna cevab niyetiyle: "İnnâ Lillâh ve innâ ileyhi raciûn" derse, namazı ifsad olur. Ancak bu iki durumda da (İyi ve kötü haberde de) "Sırf namazda olduğunu hatırlatmak" niyetiyle bunları söylerse namazı caizdir. Cevab niyeti kaydının konulması, bu mahiyeti (Tesbih ile konuşmasının farkını) beyan içindir. Serahsi'nin Muhiyt'inde de böyledir. Sadrü'ş Şahid'in "Camiû's Sağir" inde: "Bir kimse (İnnâ Lillâh ve İnnâ İleyhi Raciûn'u) cevab kasdı ile söylerse, imamların hepsinin indinde namazı bozulur denilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Namazını edâ eden bir mükellef; herhangi bir ızdırab veren durum ortada mevcud değilken "Ah, of, vah, eyvah" derse namazı ifsad olur. Gerçi "Ah ve of" iki harf olarak ele alınarak, İmam-ı Yusuf (rha)'un buna muhalif olduğu beyan olunmuştur. Elbette bu "Ah, of, vah ve eyvah" dediğinin âşikar olması, yani çevreden işitilmesi esastır. Herhangi bir ızdırab (ağır hastalık vs.) sebebiyle "Ah veya of" çekerse, ayrıca namaz esnasında Cehennem'i hatırlarsa ve bu sebeble "Eyvah" çekerse, durum ihtilaflıdır. Kafi'de zikredildiğine göre; bu gibi durumlarda da namaz ifsad olur. Tatarhaniye'de bunun zıddı da rivayet edilmiştir. Şöyle ki; Muhamed b. Mesleme (rha)'ye bu durum sorulmuş, çok şiddetli ağrıdan veya cehennemi hatırlamaktan olursa namaz ifsad olmaz demiştir. Çok şiddetli ağrı sebebiyle; gözlerinden yaş gelmesi de, mükellefin namazını ifsad etmez. Ulemâ Fetva için; çok şiddetli ağrı sebebiyle "Ah ve of" şeklindeki inlemelerde veya cehennemi hatırlayarak bunları söyleme durumunda, namazın ifsad olmayacağına fetva vermenin güzel olacağını tasrih etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kimse ALLAHû Teâla (cc)'nın ismini işitir de "Celle Celâlühü" der, yahud Peygamber (sav)'in ismini işitir de selâvat getirirse veya imamın kıraatını işitir de "SadakALLAHû ve Resûlünü" derse; ona cevab vermeyi kasd ettiği takdirde namazı bozulur. Şeytanın anıldığını işitir de, lanet getirirse yine namazı bozulur. Bazıları bozulmayacağını söylemişlerdir. Vesveseyi gidermek için "Lâhavle velâ kuvvete illâ billâh" derse, dünya işi için olduğu takdirde namazı bozulur. Ahiret umuru için olursa bozulmaz. Terastan birşey düşer de besmele çekerse, yahud biri lehte veya aleyhte dua eder de, namazdaki kimse "Amin" derse namazı bozulur. İmam-ı Yusuf (rha) göre bunların hiçbiri ile namaz bozulmaz. Fakat sahih olan tarafeynin (İmam-ı Azam ve İmam-ı Muhammed'in, bozulacağına dair olan) kavlidir. Onlar konuşmanın maksadına göre amel ederler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Namazını edâ eden bir mükellef; kıraatı açıktan yaparken tutulsa, namazın dışındaki bir kimse tarafından açılan yolla devam etse, namazı ifsad olur. Ancak muktedi ile imam arasında cereyan ederse durum farklılaşır. Eğer imam açıktan kıraat ederken tutulursa; muktedinin kıraata niyet etmeksizin, sırf imamı açmak niyetiyle okuması istihsanen caizdir. İbn-i Abidin: "İmam tutulur tutulmaz ayeti hatırlatmak mekruhtur. Nitekim imamın da kendini darboğaza sokması mekruhtur. İmam ayeti bulduramayınca, okuduğuna eklediği vakit namaz bozulmayacak şekilde başka bir ayete veya başka bir sûreye geçmeli yahud farz miktarı okumuşsa rükûa gitmelidir. Nitekim Zeylei ve başkaları buna cezm etmişlerdir. Bir rivayette müstehab olan miktarı okumuşsa rükûa gitmelidir. Nitekim Kemâl İbn-i Hümam bunu tercih etmiş; delilden bunun anlaşıldığını söylemiştir. Bahır ve Nehir sahipleri de onu tasdik etmişlerdir" hükmünü zikretmektedir. Bilindiği gibi bir ayeti tekrar tekrar okumaya veya susup kalmaya ilcâ denir. İmamet görevinde bulunan kimsenin bu hale düşmesi veya tutulup kalması durumunda, muktedî kıraata niyyet etmeden yolu açar!.. Dolayısıyla cemaatle namaz kılarken; imamın hemen arkasında Kur'an-ı Kerim'i hıfzetmiş kimselerin bulunması (Velev ki, cemaatin en yaşlılarından olmasa bile) esastır. Bu hususta titizlik gösterilmezse, hem imamın, hem cemaatin namazının fesada gitmesi mümkündür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Namazı edâ eden kimse; Kur'an-ı Kerim'in (Mushaf'ın yüzüne bakarak okursa İmam-ı Azam Ebû Hanife (rha)'ye göre namazı ifsad olur. İmameyn'in kavline göre ise; namazı bozulmaz. İmam-ı Azam (rha) Kur'an-ı Kerim'i taşımanın, yapraklarını çevirmenin ve ona bakarak kıraat etmenin, namaz kılan kimse için amel-i kesir olduğunu esas almıştır. İmam-ı Merginani bu hususu beyan ederken; namaz kılarken "Kur'an-ı Kerim'in yüzüne bakarak okuma" fiilinde, ehl-i kitaba benzeme vakıasının da varlığını kaydeder. Ayrıca bunun dıştan gelen bir telkin mahiyeti taşıdığını da zikretmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Namazını edâ eden bir mükellefin; namazın içinde iken yemesi ve içmesi kat'i olarak namazı ifsad eder. Zira yeme ve içme fiilleri namaza aykırıdır. İster, bilerek isterse unutarak olsun durum değişmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Namazın fiillerinden veya namazı ıslâh eden fiillerden olmayan her amel-i kesir (çok amel) namazı bozar. "Amel-i Kesir" nedir? sualine ulema farklı cevaplar vermiştir. Feteva-ı Hindiyye'de: "İki elle yapılması adet olan işlere amel-i kesir denir" tarifi yer almıştır. Molla Hüsrev: "Ekseri ulemaya göre, amel-i kesir odur ki dışardan birisi baktığı zaman, o fiili işleyen kimse, namazda olamaz zannına kapılır. Diğer bir kavle göre; amel-i kesir; musallinin çok kabul ettiği her fiildir" tarifi yer almıştır. "Birbiri ardınca yapılan üç hareket amel-i kesir'dir" tarifini esas alan ulemada mevcuttur. Serahsi'nin Muhiyt'inde "En güzel kavil", Tenvirû'l Ebsar ve Dürri'l Muhtar'da "En sahih olan" Feteva-ı Kadıhan ve Hulâsa'da "Alimlerimizin ittifakı bu kavildedir" denilen tarif: "Musalli'ye dışardan bakan birisi, musallinin işlediği o fiil yüzünden, onun namazda olmadığından şüphe etmezse amel-i kesir'dir."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Namazını edâ eden bir kimsenin; pislik (necaset-i galiza) üzerine secde etmesi, namazı ifsad eder. İmam-ı Yusuf (rha)'dan rivayet edilen bir kavle göre, bu durum secdeyi ifsad eder, namazı ifsad etmez. Hatta o secdeyi temiz bir yere yapsa sahih olur. Zira musallinin secdeyi pislik üzerine yapması "yok" hükmündedir. İmam-ı Azam (rha) ile İmam-ı Muhammed (rha)'in namazın bozulacağına dair delilleri şudur: Namaz bölünme kabul etmeyen bir bütündür. Eğer secde fasid olursa, namazın tamamı fasid olur. İbn-i Abidin: "Pislik üzerine secde eden kimse, o secdeyi temiz bir yerde tekrarlasa bile namazı bozulur. Esah olan kavil budur. Zahir rivayette budur. Nitekim hıyle, Bedai ve İmdad'da beyan edilmiştir" hükmünü zikretmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Namazını edâ eden bir kimsenin; meşru hiçbir mazeret yokken, kıbleye sırtını dönmesi namazı ifsad eder. Ayrıca namazını edâ eden mükellef; namaz esnasında dinden dönerse (Yani kalben küfre itikad ederse) namazı bozulur.&lt;br /&gt;Avret yerinin açılması ve o halde iken; bir rükûn edâ etmek de, namazı ifsad eder. Burada rükûn edâ etmekten murad; rükûn edâ edecek süre kadar avret yerinin açık kalmasıdır. Eğer açılır-açılmaz derhal kapatırsa, namazı icmaen caizdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sakız çiğnemek, namaz esnasında ağzına yağmur, dolu veya kar parçası düşen kimsenin bunları yutması, bir rükûn'de üç defa kaşınmak, elini boğazına sokarak kasden ağız dolusu kusmak ve baygınlık geçirmek namazı bozar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15365815-116928156969074228?l=sadiyka.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sadiyka.blogspot.com/feeds/116928156969074228/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15365815&amp;postID=116928156969074228' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/116928156969074228'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/116928156969074228'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sadiyka.blogspot.com/2007/01/namazi-bozan-haller-ve-fiiller.html' title='NAMAZI BOZAN HALLER VE FİİLLER'/><author><name>sadiyka</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05940548867634181826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15365815.post-116928050802185755</id><published>2007-01-20T10:07:00.000+02:00</published><updated>2007-01-20T10:08:28.406+02:00</updated><title type='text'>NAMAZI BOZAN HALLER</title><content type='html'>Şu hallerde namaz bozulur:&lt;br /&gt;1. Sabah namazını edâ ederken güneşin doğması,&lt;br /&gt;2. Cum'a Namazını edâ ederken İkindi Vakti'nin girmesi,&lt;br /&gt;3. Sargı üzerine mesh ile namaz kılan mükellefin; yarası iyileştiği için sargısının düşmesi,&lt;br /&gt;4. Özür sahibi bir kimsenin, namazın içinde iken özürünün sona ermesi,&lt;br /&gt;5. Ümmi olan kimsenin (Kur'an-ı Kerim okumasını bilmeyen) imamın yerine geçmesi halinde,&lt;br /&gt;6. İma ile namaz kılan mükellefin, rükû etmeye ve secde yapmaya gücünün yetmesi halinde,&lt;br /&gt;7. Mestleri üzerine mesh ederek abdest almış bir kimsenin, namazın içinde iken mesh müddetinin bitmesi durumunda,&lt;br /&gt;8. Teyemmümle namaz kılmakta olan kimsenin, namazı edâ ederken suyu bulması halinde,&lt;br /&gt;9. Ayakta bulunan mestlerin; çok bol olup, kolayca çıkıvermesi durumunda,&lt;br /&gt;10. Ümmi olan kimsenin namazı edâ ederken, dinleyerek sureyi ezberlemesi halinde veya düşünerek bir sûreyi okuyabilmesi durumunda,&lt;br /&gt;11. Çıplak olan bir kimse namazını edâ ederken, temiz ve kendisi ile namaz kılmak caiz olacak kadar bir elbise bulması halinde,&lt;br /&gt;12. Pis bir elbise ile namaz kılan mükellefin; elbisesindeki o necaseti giderecek bir imkan bulursa namazı bozulur. Aynı kimse bu imkanı bulamaz da; elbisesinin dörtte biri veya daha fazlası temiz olursa, bununla örtünmesi mümkün olduğu halde terkederse namazı bozulur,&lt;br /&gt;13. Sahib-i Tertib olan bir kimse; namazını edâ ederken, geçirmiş olduğu bir namazını hatırlarsa,&lt;br /&gt;14. Abdestli bir kimse; teyemmüm etmiş bir kimsenin arkasında namaza durursa ve namaz kılarken suyu görürse namazı bozulur. Ayrıca bir kimse imamın sahib-i tertib olduğunu bilir ve namaz içerisindeyken onun da kazaya kalmış bir namazının olduğunu hatırlarsa, bu iki durumda sadece iktida edenin (Yani cemaat durumunda olan kimsenin) namazı bozulur ve batıl olur. Tebyin'de de böyledir. Alauddin El Haskafi, bu meselelere ilave olarak; namaz kılmakta olan cariyenin azad olunması halinde derhal peçelenmezse, bayram namazı kılan kimsenin güneşin zevale erdiğini bilmesinin ve kaza namazı kılan kimsenin üzerine üç kerahat vaktinden birinin girmesinin namazını bozacağını ilave etmiştir Molla Hüsrev: "Sabah namazında güneşin doğmasıyla, Cum'a namazında ikindi vaktinin girmesiyle, namaz içinde özürlünün özrünün ortadan kalkmasıyla, yaranın iyileşip sargının düşmesiyle, pislikle namaz kılan kimsenin, pisliği gideren şeyi teşehhüd miktarı oturduktan sonra bulmasıyla ve cariyenin tesettürsüz (yani asıl kıyafetiyle) namaz kılarken azad edildiğinde avretini örtememesi halinde meydana gelen durumlar. İmam-ı Azam (rha)'a göre, namaz kılan kimsenin kendi iradesi olmaksızın namazı bozucu hallerdir. İmameyn'den gelen kavil ise; bu durumlar kendi isteğiyle namazdan çıkma hükmündedir" buyurmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıda zikrettiğimiz durumlarda namaz batıl olduğu zaman, bu namazlar "Nafile'ye" dönüşmüş olmaz. İbn-i Abidin; "Buradaki "batıl olmakla" tabirinden murad; aslın ve vasfın batıl olmasına ve yalnız vasfın batıl olmasına şamildir" hükmünü zikretmektedir. Yalnız şu üç halde, bu namazlar nafile namaza dönüşür: Birincisi: Tertib sahibinin, namazını edâ ederken, geçirdiği bir namazının (faite'nin) bulunduğunu hatırlaması halidir. İkincisi: Sabah namazını edâ ederken güneşin doğması halidir. Üçüncüsü: Cum'a namazını edâ ederken, ikindi vaktinin girmesi halidir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15365815-116928050802185755?l=sadiyka.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sadiyka.blogspot.com/feeds/116928050802185755/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15365815&amp;postID=116928050802185755' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/116928050802185755'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/116928050802185755'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sadiyka.blogspot.com/2007/01/namazi-bozan-haller.html' title='NAMAZI BOZAN HALLER'/><author><name>sadiyka</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05940548867634181826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15365815.post-116544764789178684</id><published>2006-12-07T01:26:00.000+02:00</published><updated>2006-12-07T01:27:28.016+02:00</updated><title type='text'>CEMÂATLE NAMAZ KILMANIN FAZILETI</title><content type='html'>Peygamber'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cemâatle kilinan namaz, tek basina kilinan namazdan yirmi yedi derece daha faziletlidir.»&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ebû Hureyre r.a rivayet ediyor. «Bir keresinde bazilari cemâatle namaz kilmaya gelmemislerdi, bunun üzerine Peygamber'imiz s.a.v buyurdu ki&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir ara, namazi kildirsin dîye birini yerime birakayim gidip cemâatten geri kalanlarin evlerini yakayim, diye düsündüm.»&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diger bir rivayete göre, hadisin sonu söyledir. "... Sonra cemâatten geri kalanlara varip mes'âle ile evlerinin yakilmasini emredeyim, diye dü­sündüm." Bunlardan biri eger yagli bir kemik veya iki hayvan tirnagi bulacagini bilse ona (yatsi namazina) gelirdi.»&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hz. Osman (R.A.) der ki: «Yatsi namazini cemaatla kilan kimse, gecenin yarisini, sabah namazini cemâatle kilan kimse tamâmini ibadetle geçirmis gibidir.»&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamber'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vakit namazlarindan birini cemâatle kilan kimse, girtlagina kadar Ibadetle dolu hale gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SAid Ibni Müseyyeb (R.A.) buyurdu kî; «Yirmi seneden beri müezzin her ezan okurken ben camide olurum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhammed Ibni Vasi buyurur ki: «Dünyada yalniz üc sey istiyorum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1) Eğriliğe sapinca beni dogrultacak bir din kardesi.&lt;br /&gt;2) Kimseye muhtaç olmaksizin ve helâl yollardan elde edilen zarurî geçim kaynagi.&lt;br /&gt;3) Yanlisligi benden afvedilen ve sevabi üzerime yazilan cemâat namazi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bildirildigine göre. Ubeyde Ibni Cerrah r.a bir keresinde bir guruba imam olmus, onlara namaz kildirmisti. Namazdan sonra söyle dedi; «Az öncesine kadar seytan beni etki altinda tutarak kendimi baskalarindan üstün görmeme yol açti. Bundan sonra hic imamlik yapmayacagim.&lt;br /&gt;Hasan-ül Basrî r.a buyurdu ki; «Âlimler ile düsüp kalkmayanin pesinde namaz kilmayin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nehaî r.a buyurur ki; "Bilmeden imam olan kimse, azini çogundan ayirdetmeksizin denizde su ölçen gibidir."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatem-ul Esam r.a buyurur ki; «Bir vakit namazinda cemâatten geri kaldim, sâdece Ebû Ishak'ul Buhari teziyetime geldi. Oysa ki, eger bir çocugum ölseydi, on binden fazla kisi beni taziye etmeye gelirdi. Cünki din konusunda karsilasilan musibet, insanlarin gözünde dünya ile ilgili olan musibetten daha az önemlidir.»&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ibni Abbas r.a buyurur ki; "Ezan sesini isittigi halde ona icabet etmeyen kimsenin hem kendisi hayri dilememistir ve hem de hayir kendisini istememistir."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ebû Hureyre r.a buyurur ki; «Insanlarin ezani isitip bu cagriya uymamasindan, kulagina eritilmis kursun dökülmesi daha iyidir.»&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlatildigina göre. Meymun Ibni Mihran r.a bir gün camiye gelince kendisine cemâatin dagildigi bildirilir, o zaman o söyle der; «Hiç süphesiz, biz Allah içiniz ve O'na dönecegiz. Bu namazin fazileti benim için Irak valiliginden daha sevimlidir.»&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peygamber'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kim hiç bir iftitâh tekbirini kaçirmamak üzere kirk gün boyunca namazini cemâatle kilarsa, Allah ona biri münafiklikdan ve digeri de cehennemden olmak üzere, iki kurtulus berati yazar.»&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlatildigina göre. Kiyamet Günü olunca bazi kimseler, parlak yildiz gibi bir yüzle Mahser toplantisina gelirler, melekler onlara «Dünyada ne amel islerdiniz» diye sorarlar, onlar da «Ezani duyunca baska bir seyle oyalanmaksizin hemen abdest almaya kalkardik» diye cevap verirler. Arkasindan bir takim baska kimseler ay gibi yüzler ile Mahser toplantisina gelirler, onlar da meleklerin ayni sorusuna «namaz vakti girmeden önce abdest alirdik» diye cevap verirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha sonra yüzleri günes gibi parlayan bir gurup toplanti yerine gelir, bunlar da meleklerin ayni sorusuna «Her zaman ezani camide dinlerdik» diye cevap verirler.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15365815-116544764789178684?l=sadiyka.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sadiyka.blogspot.com/feeds/116544764789178684/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15365815&amp;postID=116544764789178684' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/116544764789178684'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/116544764789178684'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sadiyka.blogspot.com/2006/12/cematle-namaz-kilmanin-fazileti_06.html' title='CEMÂATLE NAMAZ KILMANIN FAZILETI'/><author><name>sadiyka</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05940548867634181826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15365815.post-115902968522835046</id><published>2006-09-23T19:40:00.000+03:00</published><updated>2006-09-23T19:41:25.666+03:00</updated><title type='text'>TERAVİH NAMAZININ FAZİLETLERİ</title><content type='html'>Rasulullah s.a.v efendimiz ramazan ayında kılınan teravih namazının faziletleri sorulduğu zaman şöyle buyurmuşlardır: “teravih namazını kılan mümin kimse hemen her teravih kıldığı yerde bir başka hal olur”&lt;br /&gt;Şöyleki:&lt;br /&gt;Gecede : Anasından doğduğu gün ki gibi günahlarından arınır.&lt;br /&gt;Gecede : kendileri eğer mümin iseler ana babalarının günahları af olur.&lt;br /&gt;Gecede : Arş  altında bir melek şöyle seslenir : Amel temize çıktı, Allah günahlarını bağışladı.&lt;br /&gt;Gecede : onun için verilecek mükafat Tevrat’ı, İncil’i Zebur, kuran-ı kerimi okumuş kimseni sevabına nail olur.&lt;br /&gt;Gecede : Yüce Allah ona mescidi haramda namaz kılanın, Medine deki  mescidi nebevi deki namaz kılanın  sevabı kadar sevap ihsan eder.&lt;br /&gt;Gecede : Yüce Allah ona beyt-ül mamur-u tavaf edenin sevabı ihsan eder. Her taş. Her kiremit dahi onun bağışlanmasını diler.&lt;br /&gt;Gecede : Musa.as’a   yetişmiş ve firavuna karşı on ayardım etmişçesine sevap yazılır.&lt;br /&gt;Gecede : Yüce Allah İbrahim a.s yaptığı ihsanı ona da eder.&lt;br /&gt;Gecede : Rasülullah s.a.v ettiği ibadet gibi yüce Allaha ibadet etmiş olur.&lt;br /&gt;10. Gecede: Yüce Allah ona dünyanın ve ahi ret’in hayrını nasip eder.&lt;br /&gt;11.Gecede : Ölecek olursa dünyadan anasından ilk doğduğu gün gibi tertemiz  günahsız olarak ölür.&lt;br /&gt;12. Gecede : Kıyamet günü öğle bir halde gelir ki yüzü ayın on dördüncü gecesi gibi parlak olur.&lt;br /&gt;13. Gecede : kıyamet gününe her türlü kötülükten emin olarak gelir.&lt;br /&gt;Gecede : Melekler şu şekilde onun lehine şahitlik ederek gelirler, bu kimse teravih kıldı bundan sonra Allah onu hesaba çekmez.&lt;br /&gt;  Gecede : Melekler arşı ve kürsü taşıyanlar onu bağışlaması için şefaatçi olur.&lt;br /&gt; Gecede : Yüce Allah o kimse için cehennem ateşinden kurtulduğuna dair bir berat fermanı yazar.&lt;br /&gt;Gecede : kendisine peygamberlerin sevabına denk sevap verilir.&lt;br /&gt; Gecede : Bir melek şöyle seslenir “ ey Allahın kulu Allah senden, ana ve babandan razı oldu.&lt;br /&gt;Gecede : Şehitlerin ve Salih zatların sevabına denk sevap verilir.&lt;br /&gt;Gecede : Yüce Allah onlar için cennette nurdan bir köşk hazırlar.&lt;br /&gt;Gecede : Kıyamet gugu her türlü gamdan ve kederden emin olur.&lt;br /&gt;Gecede : Yüce Allah onun için cennette bir şehir kurar.&lt;br /&gt;Gecede : O nün için yirmi dört tane makbul dua vardır.&lt;br /&gt;Gecede : Yüce Allah onun için kırk yıllık amel sevabı yazar.&lt;br /&gt;Gecede : Yüce Allah ondan kabir azabını kaldırır.&lt;br /&gt;Gecede : Onun için sırat köprüsünü çakan bir şimşek gibi geçme ihsanı verir.&lt;br /&gt;Gecede : Yüce Allah ona bir makbul hac sevabı ihsan eder.&lt;br /&gt;Gecede : Yüce Allah onun için cennetteki derecesini  bir kat daha arttırır.&lt;br /&gt;Gecede : Yüce Allah şöyle buyurur: “ Ey kulum cennetin meyvelerinden ye, selsebil suyundan yıkan, Kevser şarabından iç, ben seni Rabbinim, sende benim kulumsun.” Der.&lt;br /&gt;Rabbimiz kendisine hakiki kul edenlerden eylesin. Amin…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15365815-115902968522835046?l=sadiyka.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sadiyka.blogspot.com/feeds/115902968522835046/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15365815&amp;postID=115902968522835046' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/115902968522835046'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/115902968522835046'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sadiyka.blogspot.com/2006/09/teravih-namazinin-faziletleri.html' title='TERAVİH NAMAZININ FAZİLETLERİ'/><author><name>sadiyka</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05940548867634181826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15365815.post-115834655647485169</id><published>2006-09-15T21:54:00.000+03:00</published><updated>2006-09-15T21:55:57.023+03:00</updated><title type='text'>NAMAZDA HUŞU</title><content type='html'>Ulu Allah (C.C.) buyuruyor ki: "Namazlarinda husu içinde olan mü´minler kurtulusa ermislerdir." Bilesin ki, dil âlimleri «husu» kelimesini «korkmak» ve «çekinmek» gibi kalb eylemlerinden sayar, bazilari da «sükûnet» , «öteye - beriye bakmamak» ve «oynamamak» gibi davranis eylemlerinden kabul eder. Fikih âlimleri «husu» ´un namazin farzlarindan mi oldugu, yoksa faziletlerinden mi sayilmasi gerektigi hususunda anlasmazlik halindedirler, her iki görüsü de ileri sürenler vardir. Birinci görüsü savunanlar su hadis ve âyete dayaniyorlar. Peygamber´imiz (S.A.S.) buyuruyor ki: "Kulun ancak akli tam yerinde iken kildigi namaz, namaz yerine geçer." Ulu Allah (C.C.) buyuruyor ki: "Namazi beni hatirlamak için kil!" (Tahâ, 14), ilk görusü savunanlara göre gaflet hali «zikir» ´ le. yani Allah (C.C)´i hatirda tutma eylemi ile bagdasmaz, bu yüzden ulu Allah (C.C): «Sakin gafillerden olma» diye buyurur. (Araf Sûresi - 205) Beyhakî´nin Muhammed Ibni Sirin (R.A.) dan rivayetine göre Muhammed Ibni Sirin söyle demistir: «Haber aldim ki Peygamber´imiz (S.A.S.) namaz kilarken gözlerini havaya kaldirdigi için bu âyet inmistir.» Abdurrezzak´in (R.A.) ayni konudaki rivayetinde bu âyet inince Peygamber (S.A.S.)´imizin kendisine namazda husu içinde olmasini ve gözlerini secde yerinden ayirmamasini emrettigi ilâve edilmektedir. Hakim ve Beyhaki´nin birlikte Ebu Hureyre (R.A.) dan naklettiklerine göre Peygamber´imiz (S.A.S.) namaz kildigi vakit gözlerini semaya dikerdi. Bunun üzerine kendisine yukardaki âyet inmis, o da hemen besini egmisti» .» Hasan´dan (R.A.) rivayet edildigine göre Peygamber´imiz (S.A.S.) söyle buyuruyor:&lt;br /&gt;"Bes vakit namaz, bîrinizin evin önünden akan suyu çok bir nehir gibidir, her gün bes kere bu nehre girip yikanirsa üzerinde kir namina bir sey kalabilir mi?" Peygamber´imiz (S.A.S.) demek istiyor ki: büyükleri disinda bütün günahtan, geride hic bir sey birakmamak üzere, bes vakit namaz giderir. Elbette ki bu durum, husu içinde ve kalb huzuru ile kilinan namaz için söz konusudur, böyie olmayan namaz da zaten sahibine reddedilir. Peygamber´imiz (S.A.S.) buyuruyor ki: "Dünyanin her seyi ile ikisini keserek iki rek\´at namaz kilan kimsenin geçmis bütün günahlari affedilir." Yine Peygamber´imiz (S.A.S.) söyle buyuruyor: "Namaz kilmak, hacca gitmek, Beytüllah´i tavaf etmek ve diger usulü belirlenen ibadetler, Allah (C.C)´i hatirda tutmayi saglamak için emredilmistir. Hatirlanan hakkinda ki asil amaç ve hedef o´dur, kalbinde saygi ve ürperme olunmayinca böyle bir hatirlamanin (zikrin) ne kiymeti vardir?» Yine Peygamber´imiz (S.A.S.) buyuruyor ki: "Kötü ve çirkin davranislardan sahibine alikoyamayan namaz kulun Allah (C.C)´dan daha çok uzaklasmasina sebep olur." Bekir Ibni Abdullah der ki: «ey insanoglu! Allah (C.C)´in huzuruna izinsiz girip kendisi ile tercümansiz konusmak istersen bunu yapabilirsin.» Kendisine «bu nasil olabilir?» diye sorarlar. Bekr Ibni Abdullah söyle cevap verir: «iyicene bir abdest alirsin, ve namaz yerine gidersin. Iste o anda Allah (C.C)´in huzuruna izinsiz girmis, tercümansiz O´nunla konusmus olursun.» Hz. Ayse (R. Anha) diyor ki: «Rasulullah (S.A.V) ile karsilikli konusurduk. (O bize bir sey der, biz de O\´na karsiliginda bir sey söylerdik.) Fakat namaz vakti girince Allah (C.C)´in azameti ile öylesine mesgul olurdu ki, sanki ne O bizi tanir ve ne de biz O´nu tanir olurduk.» Peygamber´imiz (S.A.S.) buyuruyor ki: "Allah (C.C), kulun kalbi ile bedenini birlikte hazirlayarak kilmadigi namazin tarafina bakmaz." Allah (C.C)´in dostu Hz.ibrahim (A.S.) namaza durdugu zaman iki mil uzaktan kalbinin atisi duyulurdu. Said ül-Tenuhî (rehimehullahu) namaz kilarken yanagindan sakalina süzülen göz yaslari dinmezdi. Peygamber´imiz (S.A.S.) adamin birini namazda sakali ile oynerken gördü ve «eger bu adamin kalbi Allah (C.C) korkusu tasisa azalari da tasirdi» diye buyurdu. Anlatildigina göre Hz. Ali (kerremellahu vechehu) namaz vakti girince titremeye boslar, rengi atardi. «Ne oluyor sana ya emirülmüminin?» dediklerinde «göklere yere ve daglara arzedilince ürkerek yüklenmekten çekindikleri halde benim üzerime aldigim emânetin vakti geldi» diye cevap verirdi. Rivayete göre Ali Ibni Hüseyin (rehimehullahu) abdest alirken rengi sararirdi, yakinlari ona «abdest alirken sana niye böyle oluyor» sorarlar. O da su cevabi verirdi: «kimin karsisina dikilmek istedigimi biliyor musunuz?» Rivayete göre Hatem ül-Asam´a (R.A.) namazi nasil kildigi hakkinda soru soruldu, o da söyle cevap verdi: «Namaz vakti girince güzelcene abdest alir, namaz kilacagim yere varirim, ezalarim yerine, otursun diye önce bir müddet otururum. Sonra kalkar, kaslarimin arasinda Kabe, ayaklanrimin altinda Sirat köprüsü, sagimda cennet, solumda cehennem. arkamda ölüm melegi olan Azrail vnrmis gibi farzederek ve kilacagim son namazmis gibi kabul ederek korku ve ümid arasi bir ruh hali içinde usulüne uygun bir tekbir alarak namaza dururum. Düzenli bir sekilde «Fatiha» ve «zammisure» okurum, tevazu içinde rukua vararak husu içinde secdeye kapanirim. Sonra sol ayagimin disini yere, sag ayagimi bas parmak üzere dikerek bagdas kurar, otururum. Bu yaptiklarima ihlas halini katarim. Sonunds «kildigim namaz acaba kabul oidu mu, yoksa olmadimi bilemem. Ibni Abbas (R. Anhuma) der kî: «tefekkür hali içinde kilinan ne uzun ne kisa (orta) iki rek´atlik namaz, basibos bir kalb ile kilinan bir gecelik namazdan daha hayirlidir.» Peygamber´imiz (S.A.S.) buyuruyor ki: "Ahir zamanda ümmetimden öyleleri gelecek ki, camilere varacak, halka kurup oturacaklar. Dillerinden dünya ve dünya sevgisi düsmeyecektir. Öyleleri ile oturup kalkmayin, Allah (C.C)´´in onlara hic bir haceti yoktur.» Hasan El Basri´den (R.A.) rivayet edildigine göre: «Peygamber (S.A.V)´imiz (S.A.S.) bir gün «size insanlar arasinda en çirkin hirsiz kimdir, haber vereyim mi» diye buyurdu. Orada bulunanlar «kimdir ya Resulullah?» diye sordular. Peygamber (S.A.V) ´imiz «Namazindan çalandir» diye cevap verdi. Oradakiler «namazindan çalmasi nasil olur?» diye sordular. Peygamber (S.A.V)´imiz namazin ruküunu ve secdesini eksik - eksik yaparak» cevabini verdi. Peygamber´imiz (S.A.S.) buyuruyor ki: "Kiyamet günü kul, ilk önce namazdan hesaba çekilecektir. Namazdan yana bir eksigi çikmadigi takdirde hesaplasmasi kolay geçer. Fakat eger namazdan yana bir eksigi çikarsa ulu Allah (C.C) meleklerine «bu kulumun nafile ibadetleri varsa ondan borca kalmis farzlari yerine koyun» diy« buyurur.» Peygamber´imiz (S.A.S.) buyuruyor ki: "Bir kula verilebilecek en hayirli hediye iki rek´at namaz kilsin diye kendisine izin vermektir." Namaza duracagi zaman Hz. Ömer´in (R.A.) bögürleri titrer ve disleri takirdardi. Bu halin sebebi kendisine sorulunca «emaneti yerine getirmenin ve farz borcunu ödemenin vakti geldi, bilmem ki, onu nasil yerine getirecegim?» Anlatildgtna göre Half Ibni Eyyüb (R.A) bir gün namazda iken bir yerinden ari sokar. Sokulan yer (konar, fakat half hiç bir sey duymaz.) Bu sirada Ibni Said çikagelir. Half´e üzerinden kan geldigini bildirir de o da elbisesini yikar. Ona sorarlar, «nasil oluyor, ari seni sokuyor, vücudunu kanatiyor da sen hiç bir sey duymuyorsun?» O da su cevabi verir. «Melik ül-Cebbar olan Allah (C.C)\´in huzurunda duran, basindan Azrail dikilen, solunda cehennem ve ayaklarinin altinda Sirat köprüsü bulunan kimse böyle bir seyi nasit duyabilir?» Amr Ibni Zerrin (rehimehullahu) eli kanser olmus, kendisi ibadet ve takvada hayli yüksek dereceye varmis bir zat idi, doktorlar «elini mutlaka kesmemiz gerekiyor» dediler. O da «öyle ise kesin» dedi. Doktorlar «seni ipler ile baglamadan kesemeyiz» dediler. Bunun üzerine «beni baglamanizi istemiyorum, namaza durdugum zaman kesiniz» dedi. Nitekim namaza durunca elini kestiler, o ise hiç bir sey duymadi bile.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15365815-115834655647485169?l=sadiyka.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sadiyka.blogspot.com/feeds/115834655647485169/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15365815&amp;postID=115834655647485169' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/115834655647485169'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/115834655647485169'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sadiyka.blogspot.com/2006/09/namazda-huu.html' title='NAMAZDA HUŞU'/><author><name>sadiyka</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05940548867634181826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15365815.post-114620730764325362</id><published>2006-04-28T09:54:00.000+03:00</published><updated>2006-04-28T09:55:07.893+03:00</updated><title type='text'>NAMAZ’IN VAKİT VE REK’AT SAYISININ HİKMETLERİ :</title><content type='html'>Herkesin bildiği gibi biz dünya meşguliyetlerine kendimizi kaptırarak Allah’ın emirlerini unutarak günahkar oluyoruz. O halde dünya işleri ile ne kadar baş başa kalırsak günahkar olma ihtimalimiz o kadar fazladır. Namaz vakti gelince minarelerden dalga, dalga havaya yayılıp göye yükselten (Allah’u ekber) sesleri bizi kalbimizde biriken kirlerden temizlemeye davet eder.&lt;br /&gt;Birde şöyle düşünelim. “Uyku yarı ölümdür” derler, gerçekte  tam ölümden çok az farkı vardır. Sinir sistemi ile kan dolaşımı gibi ana faaliyetler bir yana bırakılacak olursa, uyku sırasında vücudun her türlü hareketi tamamen durmaktadır: uyku sayesin de gün boyu çalışarak yorulan göz, kulak, el, kol, bacak, beyin ve diğer bütün azalarımız dinlenmekte; enerji toplamakta ve ertesi günün çalışmalarına hazır hale gelmektedir.işte uykudan uyanınca kişi yarı yarıya öldükten sonra tekrar dirilten ve üstelik akşamki yorgunluk ve uyuşukluktan kurtarıp çalışma arzusu ile dopdolu hale getiren Allah’ın SABAH NAMAZI adı sabah namazı adı altında minnet ve teşekkür borcunu ödemeye çalışmaktadır.&lt;br /&gt;Taze bir kuvvet ve yepyeni bir enerji ile işine koşan, günün ortasına kadar çalışırken, Allah’ın binlerce nimetini kullanmakta, binlerce yardımına mazhar olmaktadır. Bu sayede dünyalık ihtiyaçlarını karşılamakta, kendisinin ve bakmak zorunda olduğu kişilerin rızkını sağlamaktadır. Bu arada epeyce günahlar, hatalar yanlışlıklarda yapmaktadır.&lt;br /&gt;İşte bunun üzerine kişi hem sabah dan beri devam eden nimetlerine karşı bunlar henüz teker, teker aklında iken, şükür borcunu ödemek için ÖĞLE NAMAZI adı altında Allah’ın huzuruna çıkar.&lt;br /&gt;Aynı düşünce ve gayelerde İKİNDİ-AKŞAM ve YATSI namaz larınıda kıldıktan sonra kişi tertemiz olarak yorgun bedenini dinlendirip ertesi güne hazırlanmak üzere uykunun sıcak kollarına kendini atar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kullarına hiçbir zaman yapamıyacakları zor şeyleri emretmeyen, kulları için daima kolaylıkları emreden Cenab-ı Allah yolculukta farz namazların rekat sayısını normal hale nazaran nerdeyse yarıya kadar kısaltmış, böylece yolculuk sıkıntıları içinde, hiçbir zorluğa katlanmadan kullarına namaz kılma kolaylığını bağışlamıştır. Kolaylıklar sadece bundan ibaret değildir. Suyun bulunmadığı yerlerde teyemmüm edilebilmekte, ayakta da durmak mümkün olmayınca oturarak, oda zor gelince yaslanarak, daha da olmazsa yatılan yerde baş işareti ile namaz kılmaya müsaade verilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Namazı cemaat ile kılınması hususunda ise sayılmayacak kadar hikmetler vardır. Zengin, fakir, amir, memur, genç yaşlı, alim, cahil, bütün Müslümanlar tek imamın arkasında, insanlar arasında fark gözetmeyen yüce yaratıcılarına yönelmektedir.bu suretle birlik, beraberlik,karşılıklı sevgi ve saygı duyguları gelişmekte, insanlığın en büyük arzusu olan gerçek eşitliğin temelleri ruhlara atılmakta ve bu, günde beş defa tekrar edilerek, sağlam ve sarsılmaz bir alışkanlık haline getirilmektedir. Bununla da yetinilmemekte, haftada bir kere Cuma günleri daha büyük bir kalabalık teşkil edilmekte, bayramlarda ilahi coşkuyla dolup taşan kalpler yılda iki kere daha büyük toplular meydana getirmekte, nihayet ömürde bir defa gücü yeten Müslümanlar tek bir merkezde (kâbe’de) toplanarak cemiyet ruhu canlandırmakta İslam kardeşliği şuuru geliştirmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte İslam dinin bu kalpleri bağlayan, kenetleyen bağlayan eşsiz adetleri sayesindedir ki, bir zamanlar Müslümanlar arasında gerçek kardeşlik ve eşitlik duyguları yerleşebilmiş, halife ve padişahlar kendilerini dağda ki çobanla bir tutabilmiş ve insanlığın bu gün bile ulaşamadığı bir iş ve kader birliyi örneği vere bilmişlerdir. İslam, prensiplerini bir, bir terk etmeye başlandığı günden beri Müslümanlar arasında sağlam birlik gevşemiş, müminler başka milletlerin boyunduruğu altına girmiş, yada onların maddi yardımlarına el açacak kadar alçalmıştı ve bugün ki hale gelmiştir. Ülkenin tekrar kalkınmanın yolları şüphe siz ki tekrar İslam prensiplerini sarılmak ile olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hikmet ve faydalarının ancak bir kısmını saya bildiğimiz namaz gibi en önemli bir ibadete karşı zamanımızın Müslümanları arasında büyük bir tembellik göze çarpmaktadır. Namazın farzlığına ve sayılmaz faydalarına sağlam imanları olan Müslümanlara ne oluyor? Yoksa onların afedilecek hiç günahları yok mu? Karşılığında teşekkür edecekleri şanı yüce yaratıcının nimetlerini kullanmadıklarını mı ileri süreceklerdir? Yoksa Allah’ın nezdinde daha yüksek bir derece elde etmek, yüce Allah’ a daha yakın olmak, dolayısı ile şeytandan daha da uzaklaşmak, tertemiz ve her an doğruluğa açık ve fenalığa kapalı  bir kalbin sahibi olmak bu gafil Müslümanlara cazip gelmemekte midir? Acaba kabir azabı, hesap günü ile cennet ve cehennem den zaman, zaman şüpheye mi düşmektedirler? Yada onlara kayırıcı bir muamele göreceklerine dair sağlam bir senet mi ele geçirmişlerdir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biliyoruz ki, sorular halinde ileri sürdüğümüz bu ihtimallerden hiç biri imanı bütün Müslümanlar için söz konusu edilemez. Ortada sadece büyük bir tembellik ve büyük bir vurdum duymazlık vardır. Her Müslüman aklını başına alıp iyice düşünmelidir. Hıristiyanların kilisesine, Yahudi nin havrasına, sıkı sıkıya devam ettiği bir zamanda, öksüz ve cemaatsiz bekleyen camilerle kılınmayan namazlar hangi dini bütün müslümanı kalbinden hançerlemez? Bu acıyı içimizde duymuyorsak, diğer batılı dinler git gide gelişmekte olan dinsizlik dünyasının eline, başımıza felaketler yağdırmasının imkanını verdiğimiz bir yana, bu amelsiz zayıf imanımızdan mahrum kalma tehlikesinden de korkmuyor muyuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şuna inanıyoruz ki, çağımızda meydana gelecek bir yeniden dirilişin ilk müjdecisi, her müslümanın yukarıda bir parçacık açıklamaya çalıştığımız yüce duygular la, beş vakit namazını kılması olacaktır. Namaz vakti gelince, gökleri delercesine çıkan “ALLAHUEKBER” sesleri bizi kalplerimizde biriken günah kirlerinden temizlemeye davet ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cenab-ı Allah hepimizi manasını bilerek ve icaplarını hakkıyla yerine getirerek beş vakit namaz kılanlardan eylesin:Amin…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15365815-114620730764325362?l=sadiyka.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sadiyka.blogspot.com/feeds/114620730764325362/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15365815&amp;postID=114620730764325362' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/114620730764325362'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/114620730764325362'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sadiyka.blogspot.com/2006/04/namazin-vakit-ve-rekat-sayisinin.html' title='NAMAZ’IN VAKİT VE REK’AT SAYISININ HİKMETLERİ :'/><author><name>sadiyka</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05940548867634181826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15365815.post-114611851087242822</id><published>2006-04-27T09:13:00.000+03:00</published><updated>2006-04-27T09:15:11.213+03:00</updated><title type='text'>NAMAZIN HİKMETLERİ</title><content type='html'>1)      Kişi namaza iftitah (açılış) tekbiri alarak başlar. Bu tekbirle namazdan önce peşinde koştuğu, elde etmek istediği, ele geçiremediği için üzüldüğü, sevdiği ve nefret ettiği her şeyi büyük bir samimiyet içinde elini tersi ile arkaya ve kalbinden de sıyırıp çıkararak“ her şeyden daha büyük olduğunu ifade ettiği yüce Yaradanına yönelir. Artık öyle yüce Yaradanın karşısında durmaktadır ki, varlığın ne başlangıcı nede sonu vardır. Her şey onun kudretinde yoktan var olmuştur. O dilediği kadar mevcut olacak, onun istediği üzerine günün birinde her şey yok olacaktır. En küçük madde zerresinden tutun da, ışıklarını ancak milyonlarca sende göndere bilen en uzak yıldıza kadar bütün kâinatta cereyan eden hadiseler onun kudret ve iradesi sayesinde meydana gelmektedir. Uçan kuşlar, renk,renk açan yapraklar, toprakta çatlayıp yeşeren ve sonra başak, başak ekin olan tohumlar, boşlukta korkunç hızlarla dönüp direksiz, askısız durarak ışık saçan binlerce yıldız, çağıldayarak akan sular, yakan ateşler, değişen mevsimler, fırtınalar, karlar, seller ve tufanlar hepsi O’nun emrine boyun eğerek hareket etmekte O’ndan oluş gücünü almaktadırlar. O’nun istek ve müsaadesi olmaksızın ne bir sinek kanadını kıpırdatabilir, ne büyük bir hızla namlusundan boşanan kurşun hedefine saplanabilir, ne kendini yükseklerde yere atan kişi ölebilir, ne alev seli haline gelen yangın önündekileri tutuşturabilir, ne güneş tutulabilir, ne ay soluklaşabilir, ne de bir şeyler söylemek üzere dudaklarını aralayan kişi dilini döndürüp arzu ettiklerini ifade edebilir. İşte büyük kâinat düzeni içinde ki canlı cansız her mahlukat gerçekte Allah’ın dilediğine uyup ondan emir aldığı için, kendi haline göre, o yüce Yaradana kulluk etmektedir. Koca kâinat içinde yüce Yaradana karşı gelebilen, emirlerine karşı ihmalkâr davranan tek varlık insanoğludur. O insanoğlu ki, Cenab-ı Hakkın geriye kalan bütün kâinatın onun faydalanması, onun rahatlıkla ihtiyaçlarını karşılaya bilmesi için yaratmıştır, varlığın merkezi odur. Bu yüzden akıl gibi üstün bir nimete de sahip olan insanoğlunun, Allah’ı en iyi tanıyan ve ona karşı olan vazifelerini en titizlikle yerine getiren bir varlık olması gerekirken, gündelik meşguliyetleri içinde şaşkın, şaşkın ömrünü tüketmektedir. İşte “ Allah her şeyden büyüktür” deyip Allah’tan  başka her şeyi arkasına atan kişi bunların hepsini inceden inceye düşünmektedir. Sonra aklına insanlığın yaradılışı ve o sırada cereyan eden olaylar gelmektedir. Cenab-ı  Allah bir gün meleklere “ben yeryüzünde arzu irademi temsil edecek bir halife, bir vekil yaratıp yerleştirmek istiyorum” diye buyurur ve yaratacağı insan hakkında meleklere ana bilgiler verir. Bunun üzerine melekler “ey Allah’ımız sen daha iyi bilirsin ama, yeryüzüne orda karışıklıklar çıkaran, kanlar döken bir varlık mı göndermek istiyorsun; halbuki biz gece gündüz durmadan sana ibadet etmekte, seni noksanlıklardan tenzih etmekteyiz” diye Allah’a cevap verirler. Cenab-ı Allah meleklerin bu itirazına “siz benim bildiklerimi bilemezsiniz” diye karşılık verir. İşte böylesine olaylar içinde yaratılan ilk insan Adem’e bütün meleklere secde etmesi emri verildi. Şeytandan başka bütün melekler bu emre uydu. Şeytan (a.l) ise Adem’den üstün olduğu için ona secde etmeyeceğini ileri sürerek insanlığı felakete sürükleyici günahların anası olan, kendini beğenmişliğin ilk tohumunu ekti. Bunun üzerine Allah’ın huzurundan ebediyen kovulunca yüce yaradana “mademki Adem yüzünden beni rahmetinden uzaklaştırdın, ona o kadar kıymet veriyorsun, bana evlatları arasında kandırabileceklerimi yolundan çıkarmama müsaade etmeni istiyorum” diye ricada bulundu. Cenab-ı Allah şeytana “bu müsaadeyi sana veriyorum. Ademin evlatları arasında benim bunca nimetlerimi görmeyerek senin gibi atalarına secde etmediği için rahmetimden uzaklaştırdığım birine uyacak olan varsa seni ve onların yerini hazırlamışımdır” diye cevap verir. Tekbir alarak yüce yaratıcısını karşısına dikilen mü’min kul bunları bir, bir düşündükten sonra anlar ki, o her an ne yaparsa iki yoldan birini seçmek zorundadır. Ya Allah’ın dilediğine uyarak, onun yeryüzündeki şerefli vekili, halifesi olacak yahut ta atası yüzünden Allah’ın rahmetinden kovulan ve öcünü Ademin evlatları sıfatıyla bütün insanları karanlık yollara sürükleyerek almak isteyen şeytanın yoluna hem iki dünyasını yıkacak, hem de kıyamet günü şeytanın, “işte kıymet verdiğin insan oğlu, görüyorsun senin dediğini mi yaptı? Yoksa benim peşimden mi geldi?”  diye bilmesine imkân hazırlayacaktır. İşte bütün düşünceler içinden adım, adım ilerleyerek ne yapmak üzere kimin karşısına dikildiğini iyice anlayan kişi, kalbini ve kafasını gerçek manasıyla Allah’a ibadet etmeye hazırlamış demektir.&lt;br /&gt;2)      Bunu üzerine kişi, baş düşmanı olan şeytanın Allah’a giden aydınlık yolda önüne dikilmemesi için, fenalığından ulu Allah’a sığınmakta arkasından da esirgeyici ve bağışlayıcı Mevlâsından kabul kabul edilmeye değer bir namaz kılmaya muvaffak olması için, yardım dilemekte, yani euzu besmele çekmektedir.&lt;br /&gt;3)      Kişi artık kendisini tamamen, Allah’ın sevgisine teslim etmiştir. O’ndan bahsetmek istemekte O’nun buyruğundan başka söz ağzına almak istememektedir. Bunun için Kur’an-ı Kerim’in anası (özü) adı verilen Fatiha suresini okumakta, Allah’ı O’nun ulu zatına yakışır ve yaraşır bulduğu sıfatlarla övüp arkasından hidayetine sığınmakta, bunu da kafi görmeyerek Allah’la yapılan bir karşılıklı konuşmaya bir süre veya birkaç ayet okuyarak devam ettikten sonra, kişi hürmet sevgi ve saygını son haddinde rükua varmaktadır.&lt;br /&gt;4)      Hikmet: Rukü, her şeyden büyük olduğu ifade edilip sevgisine kalbin derinlikleri açılan her şeyin yardımcısına, ayakta dikilmeyi kâfi bir hürmet şekli görmeyip mümkün olan son noktaya kadar eğilmek suretiyle duyulan hürmeti bir başka türlü ifade etmektir. Kul bu eğilme halinde, gafil insanlar müstesna olarak,dilli olan ve olmayan bütün kainatla beraber ısrarla ve tekrar, tekrar öyle seslenmektedir.Ulu Allah’ımı noksan sıfatlar dan tenzih ederim (subhane rabbiyel azim)&lt;br /&gt;5)      Kulun coşkunluğu, kendini yaradan karşısında hiçe sayması o noktaya varıyor ki, bütün benlikçi ve şeytanın körüklediği duygulara en kuvvetli ve öldürücü darbeyi indirmek üzere secdeye kapanıyor. Secde halinde kul, benliğini sıfıra indirerek kendini toprakla bir ve eşit görmek suretiyle ulular ulusu Allah’ın hürmet ve saygısının zirvesine yükseliyor. Rabbinin “sizi ondan (topraktan) yarattık, yine oraya göndereceğiz, kıyamet günüde hesaba çekmek üzere oradan tekrar çıkartacağız” mealindeki âyeti celilesinin derin mânasını derin, derin düşünerek daha iyi anlıyor. “Ben insanları ve cinleri, başka hiçbir şey için değil, beni tanıyıp gereken kulluğu yapsınlar diye yarattım” diye buyuran Cenab-ı Halıkın gercek kulu oluyor. Vücudunun bütün zerrelerinden dökülen inanmış bir sesle ısrarlı bir şekilde ve tekrar , tekrar şöyle haykırıyor: “Yüceler yücesi rabbim, ona yakışmayan her türlü sıfattan beridir” “SUBHANEL RABBİYEL ÂĞLA). Bu ilahi vecd ve kendinden geçmişlik içinde kul “namaz mü’mini miracıdır.” Şeklindeki hadisin manasını beden ve vucud maddesini toprağa serip semaya yükselen ruh kuşunun kanat çırpıntıları ile tasdik etmektedir. İbadetin en ulvisi, kulu miraca yükselten secde halinden kalkınca kul, kısa bir oturuşdan sonra tekrar aynı duguları ifade edip aynı mana lezzetini tatmak için bir daha secdeye kapanıyor ve böylece namazın bir rekaatinı birmiş oluyor.&lt;br /&gt;6)      Mütekip her rek atın rukünları her defasında bir öncekinden daha arınmış bir kalple aynı coşkunluk içinde yerine getiriliyor. İşte nefisle şeytanla ve Allah’ı unutturucu her şeyle kişi, namazda topladığı kuvvet ve cephane ile savaşabilecektir. Namaz böyle düşünülerek ve anlaşılarak kılınırsa, ancak o zaman Zülcelal hazretlerinin buyruğu gibi “gerçekten namaz kişiyi fenalık yapmaktan alı koyar.” Yoksa namazın en manalı yerlerinde bile Allah’dan başka her şeyi düşünerek ve bu yüzden çeşitli yanlışlıklar yaparak, kupkuru hareketleri arka arkaya getirmek suretiyle kılınan namaz kişiyi olsa,olsa borç dan kurtarmaya yetebilir. Yüce Rabbim sadece borç dan kurtarıcı bir namaz değil de, onun şanına yaraşır şekilde namazımızı ifa etmeyi nasip eylesin.  AMİN...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15365815-114611851087242822?l=sadiyka.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sadiyka.blogspot.com/feeds/114611851087242822/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15365815&amp;postID=114611851087242822' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/114611851087242822'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/114611851087242822'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sadiyka.blogspot.com/2006/04/namazin-hikmetleri.html' title='NAMAZIN HİKMETLERİ'/><author><name>sadiyka</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05940548867634181826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15365815.post-114521895212136519</id><published>2006-04-16T23:21:00.000+03:00</published><updated>2006-04-16T23:22:32.310+03:00</updated><title type='text'>EZANIN HİKMETLERİ</title><content type='html'>İslam dini, namaz vakitlerinin girdiğini mü’minlere bildirmek için ezan okunmasını emretmiştir. Ezan derin ve ibretli manalar  taşıyan özlü cümlelerden kurulu bir ilahi davet ifadesidir. Her beş vakit namazda minarelerden taşan ve her zaman duyduğumuz için olacak, derinlemesine manasını düşünmediğimiz cümle cümle inceleyelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1)      Müezzin arka arkaya dört kere “Allahü Ekber” ifadeleri ile Allah’ın her şeyden büyük olduğunu dile getirerek ezana başlar. Müezzin, mü’minlere hatta herkese demek ister ki, “ulu Allah: peşinden koştuğumuz, derdini taşıdığımız, ele geçirmek için can attığımız ve elinize geçince sizi mes’ut edip rahata kavuşturacağını sandığın her şeyden daha büyüktür; O’nun rızasını kazanmaya çalışmak, o’nun dışındaki her şeyin arzusunu taşımaktan kullar hesabına daha menfaatlidir, çünkü her şey onun elinde ve emri altında olduğu için onun rızasını ve musadesini elde etmek sizin hiçbir isteğimize kavuşmak imkanı ve ihtimali yoktur.&lt;br /&gt;2)      Sonra müezzin “Eşhedüenlailahe illallah” ifadesiyle üstüne ikikere her şeyin en büyüğü olduğunu dile getirği bu yüce Allah’ın eşsiz ve tek olduğunu, ortağı ve benzeri olmadığını mü’minlere hatırlatır. Bu demektir ki “ey mü’minler, az önce her şeyin en buyuğu ve sahibi olduğunu ifade ettiğimiz Cenab_ı Allah’a yönelmek  üzeresiniz, az sonra huzuruna çıkacaksınız. Onun için, iyice bilmelisiniz ki, Allah’ın eşi, ortağı yoktur. Ona yapacağınız ibadeti sırf onun rızasını kazanmak niyeti ile yapmalısınız, başkaca adi menfaatleri, maddi arzuları onun karşısında iken kalbinizde taşımamalısınız., bunları onun yüce birliğine ortak etmemelisiniz. Aksi halde ibadetlerinizi tamamen Allah’ı düşünerek yapmış sayılmayacağınız için vaat edilen mükafatlara kavuşmazsınız.&lt;br /&gt;3)      Arkasından müezzin “Eşhedü enne Muhammeden Rasulullah” ifadesiyle Hazreti Muhammed’in, Allah’ın elçisi olduğunu ilan eder. Bunu altında şu mana yatmaktadır: her şeyin en büyüğü ve ortaksız Allah’a ancak insanlığın kurtarıcısı Hazreti Muhammed’in önderliği sayesinde varılabilir: Âyet-i celilede ifade edildiği gibi “O boşuna konuşmamaktadır, Allah’ın kendisine bildirdiği kullara anlıya bilecekleri bir dil ile tebliğ etmektedir.” “Allah-ı gercekten sevenler ona uymalıdır, ancak onun yolundan gitmek suretiyle Allah-ın sevgisine mazhar olmak mümkün olabilir. Peygamber kılavuzluğunu kabul etmeksizin onun gösterdiğinden başka yollarla  Allah’a varmaya kalkışmak, hidayet yolundayım diye zannederek, şeytanın boyuduruğu altına girmektir.Peygamberin yolunda gitmek de, Allahın emirlerine olan farzları onun tarifine uygun şekilde yapmak , ayrıca her konuda ki sünnetlerine de titizlikle riayet etmekle olur.&lt;br /&gt;4)      Daha sonra müezzin “Hayyaleselah (haydin namaza)” mü’minleri namaz kılmaya davet eder. Daha önce Allah’ın, kainatta peşinden koşacak her şeyden büyük olduğu, esi ve ortağı olmadığı ifade edilirken, zaten kapalı bir şekilde mü’minler ona ibadet etmeye davet edilmişlerdir.Bu defa daha önce yapılmış olan o kapalı davet açık ve sarih bir emir şeklinde tekrar ediliyor, mü’minler ibadetlerin en faziletlisi namaza koşmaya çağrılıyorlar.&lt;br /&gt;5)      Arkasından müezzin canlı cansız, dindar, dinsiz bütün kainata karşı “Haya  alel  felah (kurtuluşa geliniz)” diye haykırır. Bu ifade daha önceki “namaza geliniz” ifadesinin namaz kelimesi kaldırılarak yerine kurtuluş (felah) kullanmak suretiyle bir tekrardan ibarettir.Bu en öz ve kısa şekilde namaz kılmanın maddi ve manevi kurtuluş ve saadetin tek yolu olduğunu kullara açıklamaktadır. Mü’mine kısaca denmek isteniyor ki, “sen bütün varlığını ortaya dökerek gece ve gündüz saadet ve refah peşinde koşmaktasın, fakat herhalde sende fark ettin ki seni ve saadet  ve rahatlığa kavuşturacağını ümit ettiğin şeyler ele geçseler bile sırtına sadece yeni ve daha başka dertler yüklüyorlar, bu arada özlediğin huzura bir türlü kavuşamıyorsun. Halbuki yaratıcın ulu Allah senin ihtiyacına göre, seni her türlü ihtiyaçlarına en kısa yoldan nasıl karşılanabileceğini de elbette ki o bilecektir. Sense onun tarifesini bırakmış başka kurtuluş ve saadet yolları arıyorsun, bulabilir misin ki? Senden önce bulabilmiş biri varmı ki, sende bulabilesin? O halde; işte seni yeni bir ilahi ses, huzuruna çağırıyor, kurtuluşa davet ediyor. Bu fırsatı kaçırma, sese kulak ver, en büyük kurtarıcın (H.Z) Allahın huzuruna koş.”&lt;br /&gt;6)      Ezanın sonunda müezzin üst üste iki defa “Allahu ekber, Allahu ekber (Allahherşeyden daha büyüktür, Allah büyüktür)” cümleleriyle bu ilahi davete son veriyor. Zaten ezana arka arkaya aynı ifade dört kere tekrar edilerek başlamıştı, aynı cümlenin tekrarıyla da ezan son bulmaktadır. Bunun en büyük hikmeti, Allah’ın adı anılarak başlanan bir işi yine Allah’ın adıyla bitirilmesinin, dolayısı ile her şeyin önünün ve sonunun Allah olduğunu açıkça belirtmenin gerçek bir İslam şiarı olduğunu ifade etmektedir. Aynı zamanda yirmi dört saat boyunca, hiçbir işine koyulurken besmele çekmeyen ve dolayısı ile yirmi dört saatinin hiçbir işine, Allah’ın yardım ve bereketini katmadan günün deviren Müslümanlara ne yaman bir şamardır. Ayrıca az sonra Allahın huzuruna çağrılmakta olan bir müslümana son defa olarak Allah’ın büyüklüğünü hatırlatmak, karşısına çıkmak üzere olduğu büyükler büyüğüne layık olduğu saygıyı takınmaya, onu hazırlamak hususunda faydalı olacağı için, çok yerinde bir ihtardır. Nitekim hakimin huzuruna çıkmak üzere mahkeme kapısına kadar gelen bir kişiye, yanın da ki dostu veya büyüğü, tam içeri girerken nasıl davranacağını bir kere daha hatırlatır.&lt;br /&gt;Ezanı duyan Müslümanlar müezzinin “Allahu ekber, eşhedü enlailahe illalah, ve eşhedü enne Muhammeden  Rasulullah.” Cümlelerinin arkasından bu ifadeler ile belirtilen hakikatleri aynen kabul ettiklerini açıkca ve kesinlikle belirtmek üzere: “saddakte (evet doğru söylüyorsun)” diye karşılık verirler. Yalnız müezzin mü’minleri “ hayyalessalat ve haya alel felah” cümleleriyle namaz kılmaya davet edince bu cümlelere “ lâ havle velâ guvvete illâ billahil aliyyil azim ( yüce Allah’ın yardımı olmaksızın hiç kimse ne kıpırdaya bilir ve nede bir şey yapabilme gücünü kendinde bulabilir)” diye cevap verirler. Mü’min demek ister ki, “Ey müezzin kardeşim, beni namaz kılamaya çağırıyorsun. İyi güzel, bende gelmek isterim ama benim elimde ne var ki, ben sadece aciz bir kulum, içime çektiğim nefes; dışarıya boşaltacak kadar ömrüm olup olmadığını bilemem, yaşasam bile az sonra yerimden kıpırdayamayacak derecede hasta olmayacağım hakkında söz veremem. Onun için eğer Cenab-ı  Allah bana kudret ve imkân verirse seni davetin üzerine onun yüce huzuruna çıkacak ve senin vasıtanla va’dedilen dünya ve ahiret sadetiden payımı almaya çalışacağım.” Rabbim! layıkıyla huzuruna çıkmayı nasip eyle.  Amin!!!!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15365815-114521895212136519?l=sadiyka.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sadiyka.blogspot.com/feeds/114521895212136519/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15365815&amp;postID=114521895212136519' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/114521895212136519'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/114521895212136519'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sadiyka.blogspot.com/2006/04/ezanin-hikmetleri.html' title='EZANIN HİKMETLERİ'/><author><name>sadiyka</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05940548867634181826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15365815.post-114482678672466660</id><published>2006-04-12T10:24:00.000+03:00</published><updated>2006-04-12T10:26:27.076+03:00</updated><title type='text'>ABDESTİN HİKMETLERİ</title><content type='html'>Yüce dinimiz, Allah’ın huzuruna çıkmadan önce vücudun belli azalarının yıkanmasını (abdest almayı) emretmiştir. Bundaki ilahi maksat sadece bu muayyen azaları görünen kir ve tozlardan temizlemek değil, bu maddi temizliğin yanında bu azaları, onları vasıta ederek yapılan günahların mânevi ve görünmez kirlerden tövbe ve istiğfar suyu kullanarak temizlemektir.Zaten bu bakımdan abdest azalarını yıkanması sırasında hayret edilecek derin hikmetler yatmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıkama sırası hususunda ana hikmet şudur ki, Allah’ın emirlerine karşı gelip şeytana uymakta başta gelen aza ilk defa yıkanmakta, peşinden bu ilk yoldan çıkana günah işleyen azalar suç ortaklarındaki sıralarına göre yıkanmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1)      Yıkanması farz olan azaların birincisi yüz’dür. Çünkü yüzde ağız (dil) burun, gözler gibi işlemekle baş vasıta olarak kullanılan azalar vardır.Ağzı ele alalım: Haram malları yiyen odur. Küfürler ondan çıkar, gıybetler, iftiralar, yalanlar, ara bozucu ve karıştırıcı sözler,yoldan çıkaran fikirler, haya tanımaz ifadeler onunla dile getirilir.Görülüyor ki gerek Allah’a karşı, gerek kullara karşı irtikap edilebilecek en büyük kötülüklerin kaynağı ağızdır. Ya gözler! Fenalığın en gizlisini kaçırmayıp yakalayan ve diğer azaları peşinden koşturan o değimlidir? Kötülüğün kokusunu alıp bütün vücudu o tarafa yönelten burnun sorumluluğu ve kulun yaptığı günahlardaki payı az mıdır? Onun için her türlü günaha ve dince yasak edilen  başlangıç teşkil edip yol açıcılık eden bu azaları sınırları içine alan yüzün ilk olarak yıkanması emredilmiştir. Kula denmek istenmiştir ki, bu azaların olma vazifesinin önemli bir kısmını yerine getirdiğin gibi, bu azaların o ana kadar üzerine biriken kir ve tozları su ile giderip vücut sağlığını koruma ve temizlemek sebep oldukları kötülüklerden pişmanlık duymalı, bozulmayacak tövbeler etmeli ve  benzeri günahları yapmalarına kesin bir şekilde engel olması lazımdır ki; gerçek Müslüman olabilsin.&lt;br /&gt;2)      Yüzden sonra yıkanma sırası kollara gelir. Çünkü bir fenalık yapılacağı zaman önce dil konuşur, sonra gözler görür, arkasından da  vazife sırası gelerek onlarda terine göre yapışarak, yada tutarak başlanılan bu kötülüye ortak olurlar. O bakımdan şeytana uymakta dil ve gözlerden sonra ikinci adımı atan ellerin yüzden hemen sonra görünür kirlerden su ile görünmez kirlerden Allah’a yalvaranın feyzi ile temizlenmesi gayet yerinde bir harekettir.&lt;br /&gt;3)      Abdestin üçüncü farzı başı mesh etmektir. Abdestin maddi kirleri gidermesi yanında, daha fazla manevi temizliye kulu teşvik etmek istediği, en çok başın meshinde apaçık olarak kendini gösterir. Çünkü İslam geleneklerine göre, umumiyetle başı açık gezdirilmez,örtülü bulundurulur. Açık bile bulundurulsa sık saçlar cildi kir ve tozdan muhafaza eder. Bu bakımdan günde beş defa gibi oldukça sık sayılabilecek kadar, yıkanabilecek ölçüde kir biriktirmesine imkan yoktur. Üstelik her abdest alışta başı yıkamakta oldukça zor bir iştir ki kullarına her zaman kolay olanı emreden Cenab Hak&lt;br /&gt;yüce gayesine de bunu emretmek uymaz. Ama baş abdest gibi manevi bir temizlikte asla ihmal edilmeyecek bir azayı içine almaktadır. Her türlü günahın haberini alır almaz düşünen, plânın hazırlayan ve işlenmesi için diğer âzaları düşecek vazifeleri dağıtan vücudun merkezi beyin. Onun için maddi kiri pek olmayan başın manevi kirlerini kula hatırlatıp bunların giderilmesini çarelerine bakması hususunda gözlerini açmak hususunda başın sadece mesh edilmesi emredilmiştir. Mana incileri devşiren ve incelikleri karşısında hayrete düşme nimetine sahip kafaları içine alan ne derin ve yüce hikmet!...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4)      Abdestin sonuncu farzı ayakları yıkamaktır. Yapılacak kötülük eğer uzakta ise vücudu oraya kadar taşıyıp o kötülüğü yapa bilmenin imkânın hazırlayan ayaklardır. Bu bakımdan ayakların fena hareketteki hisseleri en son adımı teşkil etmektedir ama büyüklülüğü de  ortadadır. Onun için Allahın huzuruna çıkmadan; yani namaza başlamadan önce tertemiz olabilmek için ayakların maddi kirlerini yıkayıp sebep oldukları günahları da  bir bir hatırladıktan sonra aflarını esirgeyen ve bağışlayan Ulu Allah’tan dilemek sonuncu ve en önemli bir vazifedir. Adı gecen azaların gündelik çalışmalar içinde en çok maddi kir biriktirecek azalar olduğu ve bunların yıkanmasını manevi bir temizlikle iç içe bir şekilde emreden yüce dinimizin maddi temizliğe nedenli önem verdiğini de göz önünde bulundurmak gerekir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Denilebilir ki, dinimizin emirlerinin arkasında hikmet ve sebep aramak denizlerin ortasında su aramak kadar saçmadır. Gerçekten öğledir, bu aziz dinin en küçüğünden tutunda en büyüğüne kadar her bir emri, kalbi iman nurundan zerre kadar aydınlıklar taşıyan her aklı başında insanı şaşkına çevirecek ve gözlerini yaşartacak kadar mânalı hikmetler taşımaktadır. Fakat günümüz Müslümanlarının buyuk bir çoğunluğu gürül gürül akan soğuk bir pnarın başında bekleyip susuzluktan kırılan ve gelip gecenlerden akıl alınmaz bir zillet ve utanmazlık numunesi halinde içeçek su isteyen bir anlayışsızlık ve ahmaklık misali teşkil etmektedir. Bu sözde Müslüman kalabalığı, sahip olduğu mirasdan ne kendi nefsi faydalanmakta nede bu aziz servetine saldıranlara karşı öz malının müdafasını yapabilmeltedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle olmasaydı incelediyimiz abdest maddi ve manevi temizliği bu kadar iç içe kaynaştıran, bir dinin mensupları yani günümüzün bir çok müslümanı dinlerini bu titizliğine rağmen garp hiristiyanlarının sadece dışa karşı bir gösteriş maksadı taşıyan maddi temizliğine, ağzı açık bir hayranlıkla bakacak kadar zillete düşebilirmiydi? Ne diye bilirizki göklere el açıp Ulu Allah’t basiret ve haya temenni ederim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15365815-114482678672466660?l=sadiyka.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sadiyka.blogspot.com/feeds/114482678672466660/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15365815&amp;postID=114482678672466660' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/114482678672466660'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/114482678672466660'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sadiyka.blogspot.com/2006/04/abdestin-hikmetleri.html' title='ABDESTİN HİKMETLERİ'/><author><name>sadiyka</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05940548867634181826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15365815.post-114413995354745065</id><published>2006-04-04T11:38:00.000+03:00</published><updated>2006-04-04T11:39:13.833+03:00</updated><title type='text'>GIYBET</title><content type='html'>Gıybetçilerin, yahud, itikadi konularda yanlış görüşe sâhib olanların sözlerini kesmek, tashih etmek, nezâketsizlik değildir, bilâkis istikametdir. Dini vazifedir, adalettir.&lt;br /&gt;Resûlü ekrem sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz, hakka tecavüz etmedikçe kimsenin sözünü kesmez, hakka tecavüz edince de, ya onu men ederek sözünü keser veya o meclisden kalkıp giderdi.&lt;br /&gt;Nezâket hususunda ölçülü hareket edilmelidir. Muhatabım yaşça benden büyük, ben onun sözlerine nasıl karşı gelebilirim, yahud da dinlemez isem bana darılır gibi boş mülâhazaları bırakmak lâzımdır.&lt;br /&gt;Hakikati gizleyip de tasdik mânâsına devamlı başını sallayanlar hiç şüphe yok ki gıybette müsâvidirler. Resûlü ekrem sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz hazretleri buyurdular ki:&lt;br /&gt;“Miraç gecesi göklere çıkarıldığım zaman bir gurub insan gördüm. Göğüslerinden etleri koparılarak, lokma lokma ağızlarına veriliyordu. Bu sırada kendilerine şu sözler söyleniyordu. Kardeşleri&lt;br /&gt;nizin etlerinden yemekde olduğunuzu yeyin!... Ben bu manzarayı görünce “Ya Cebrail kimdir bunlar?” diye sordum. Cevaben dedi ki: - Bunlar senin ümmetinin gıybet edenleridir.&lt;br /&gt;Cabir ve Ebu Sâid rivayet ederler:&lt;br /&gt;Hâce-i Kâinat efendimiz hazretleri buyurdular:&lt;br /&gt;“Gıybetden sakının, muhakkak gıybet zinâdan daha kötüdür. Zira kişi zinâ eder, sonra tevbe ederse Allah tevbelerini kabul edebilir. Halbuki gıybet edeni hakkında gıybet ettiği kişi afvetmedikçe Allah da afvetmez.”&lt;br /&gt;Resûlü ekrem sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz:&lt;br /&gt;– Müslüman kardeşin hakkında, onun hoşlanmadığı bir şekilde konuşduğun zaman gıybet etmiş, onu çekiştirmiş olursun, buyurmuşlardır.&lt;br /&gt;Bilhassa kalblerine, dillerine, kulluk vazifelerine, Allah dostları, ârifler, sâdıklar, gönül ehilleri hakim olurlar. Dili işletmek pek kolay olması bakımından nefislerinin de yardımı ile gıybet etmekde zahiren fazla bir güçlük yoktur. Sakız çiğneme ne kadar zor olsa bile sakızı bir türlü ağzından alamadığı gibi, gıybete mübtelâ olanlar da bir türlü gıybeti terk edemezler. Gıybet, zamanımızda , Allah bilgisi ve Allah korkusunun azlığı dolayısıyla en fazla rağbet gören manevî hastalıkların en kötülerindendir. Kurtulmak için hem irâdenize sahib olmak, sâlihlerle, iyilerle diyalağu çoğaltmak, sohbetlerinde bulunmak lâzımdır.  Gıybetcilerden aslandan kaçar gibi kaçmak gerekir.Rabbim dilimizi gönlümüzü muhafaza eylesin……AMİN!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15365815-114413995354745065?l=sadiyka.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sadiyka.blogspot.com/feeds/114413995354745065/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15365815&amp;postID=114413995354745065' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/114413995354745065'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/114413995354745065'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sadiyka.blogspot.com/2006/04/giybet.html' title='GIYBET'/><author><name>sadiyka</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05940548867634181826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15365815.post-114378556129263827</id><published>2006-03-31T09:12:00.000+03:00</published><updated>2006-03-31T09:12:44.743+03:00</updated><title type='text'>VESVESE VE GÜNAH</title><content type='html'>İnsanın bir sağı bir de solu vardır. Yaratılışıyla insan bu iki yanın ortasında dimdik durur. Bu duruş, insanın yaratılışdaki dengeli duruşudur.&lt;br /&gt;Bir yana meylederse dengesini bozmuş, normalini değştirmiş demektir. Doğru bir yürüyüş beklenemez böyle dengesini bozmuş insandan... Onun için insanda esas olan duruş, hep ortadaki dimdik duruştur.&lt;br /&gt;Ancak dengeli durmayı esas alan insanın bazen ayağı da kayabilir, dengesini bozabilir, hatta sürçüp düşebilir de... Böyle düşüşlerde mühim olan, “Ben düştüm, artık ayağa kalkamam.” demeyip hemen toparlanıp ayağa kalkmak, dengesini yine kurup yoluna devam etmektir... Bu takdirde düşmenin sonucunda fazla tehlike de yoktur. Kalkıp kıble istikametli yoluna devam etmek söz konusudur çünkü... Tehlike nerede? Tehlike şuradadır:&lt;br /&gt;- Eyvah, ben dengemi kaybedip düştüm, ayağa kalkmam imkansız, hatta benden istikametli adam olmaz artık.. diye vesveseye kapılarak hedefine doğru yürüme azim ve aşkını kaybetmek!.. işte tehlike burada...&lt;br /&gt;Maalesef, böylesine günah sürçmelerinden sonra kapl vesvesenin etkisinde kalarak dengesini bozup yoluna devam etme azim ve aşkını kaybedenler de vardır.&lt;br /&gt;Halbuki Allah Resulü Efendimiz (sas), sürçerek günah çukuruna düşenlerin tekrar dengelerini bulup yollarına devam etmelerini temin için buyurmuş ki:&lt;br /&gt;- İnsanlar mutlaka hata yaparlar. (Yani sürçüp düşebilirler.) Ancak hata yapanların hepsi de şerli insan değildir! Hata yapanların da hayırlısı vardır...&lt;br /&gt;‘Kimdir hata yapanların hayırlısı ya Resulallah?’ diye sorunca...&lt;br /&gt;- Hatalarından sonra tövbe ederek aynı azim ve aşkla yollarına devam edenler!.. buyurmuştur.&lt;br /&gt;Demek ki insan bazen bilmeden, bazen de nefsine uyarak hata yapabilir, bu her şeyin mahvolması manasına gelmez, ümidin kesilmesini gerektirmez.&lt;br /&gt;Çünkü hatasından dolayı pişmanlık duyup da dinî hayat ve İslamî hizmetlerine yine devam edenler, Efendimiz (sas)’in ifadesiyle, hata yapanların hayırlısıdırlar. Yeter ki, hatadan sonra ciddi şekilde üzüntü duyup pişmanlık hissetsin. Düştüğü yerde, benden adam olmaz artık, demeden kalkıp İslamî hayatına ve hizmetine aynı azim ve aşkla devam etsin.&lt;br /&gt;Bir adam, Hazreti Ali efendimize gelir:&lt;br /&gt;- Ben yaptığım hatalarla mahvoldum, ne olacak halim? diye ümitsiz şekilde sızlanır.&lt;br /&gt;İmam-ı Ali efendimiz de:&lt;br /&gt;- Mahvolacak zamana daha gelmedik, tövbe kapısı henüz kapanmamıştır, tövbe et, yoluna devam et, der. Ümitsiz adam:&lt;br /&gt;- Benim günahım öylesine büyük ki, tövbe ile filan affa uğrayacak gibi değildir, der.&lt;br /&gt;İmam-ı Ali efendimiz de:&lt;br /&gt;- Hiç düşündün mü, senin günahın mı büyük, yoksa Rabb’imizin affı mı? diye sorar.&lt;br /&gt;Adam duraklar, düşünür, ‘Elbette Rabb’imin rahmeti...’ der.&lt;br /&gt;Bunun üzerine Hazreti Ali efendimiz taşı gediğine koyar:&lt;br /&gt;- Öyle ise der, rahmeti senin günahından büyük olan Rabb’imizin affından ümidini kesme de tövbe edip kıble istikametli yoluna devam et. Adam yine sorar:&lt;br /&gt;- Ne zamana kadar bu tevbe?..&lt;br /&gt;Kitaplık çaptaki cevap tek cümleden ibarettir:&lt;br /&gt;- Tövbe ettiğin günahı terk edinceye kadar!..&lt;br /&gt;Demek ki, bazen sürçüp düşmek insanlığımızın icabıdır. Ancak düştüğü yerde ümitsizliğe kapılıp kalmak insanlığın icabı değil, şeytana tabi olmanın gereğidir. Çünkü şeytan da sürçüp düştüğü çukurda kalmayı tercih etti, “Rabb’imin rahmeti benim günahımdan büyüktür.” deyip de dönüş yapmaya yönelmedi, öylece çukurda kaldı.. Ama Adem babamız Rabb’imin rahmeti kulun yanlışından büyüktür, deyip ümidini kesmeden yoluna devam etti, Peygamberlik makamına layık görüldü..&lt;br /&gt;Bütün bunlardan sonra yazımızın başlığına dönerek şimdi sorabilir miyiz?&lt;br /&gt;- Nasılsınız, sürçme ve düşmelerden sonra hemen kalkıp kıble istikametli yolunuza devam etme azim ve aşkınız tamam mı? Yoksa vesvese hâlâ devam mı ediyor?&lt;br /&gt;Unutmayın, vesvesede hayır olsaydı şeytanı kurtarırdı. ZAMAN&lt;br /&gt;Hata yaptım deyip geri durmayın belkide o sizi Allah'a yaklaştıracak bi vesiledir......Girdik dikenli yollara söz verdik Allah'a geri dönmek yok asla.....&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15365815-114378556129263827?l=sadiyka.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sadiyka.blogspot.com/feeds/114378556129263827/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15365815&amp;postID=114378556129263827' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/114378556129263827'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/114378556129263827'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sadiyka.blogspot.com/2006/03/vesvese-ve-gnah.html' title='VESVESE VE GÜNAH'/><author><name>sadiyka</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05940548867634181826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15365815.post-114345000027757182</id><published>2006-03-27T11:49:00.000+03:00</published><updated>2006-03-27T12:00:00.440+03:00</updated><title type='text'>İBADETİN RIZKA KEFİLLİĞİ</title><content type='html'>İbadet Artarsa Rızık da Artar Bir derviş. Evden ayrılışında hanımına işe gidiyorum diyerek ayrılır, ancak doğru tekkeye gider ibadet ederdi. Akşam eve döndüğünde Hanımı: - Yiyecek bir şeyimiz yok biliyorsun, elin boş mu döndün, dediğinde de - Çalıştığım zat öyle cömertki... Ondan para istemekden utanıyorum. Ay sonunda ücretimin tamamını toptan verecek, derdi. Ay sonu geldiğinde, yine evden ayrılmış, tekkeye gitmiş, ibadete koyulmuştu. Akşam eve döneceğinde bir düşünce kendisini aldı, ay sonu idi, hanıma ne diyecekti. Mahzun mahzun eve doğru yürüyordu. Sonunda eve yaklaştı. Evden leziz yemek kokuları etrafa yayılıyordu. Şaşırmıştı, kapıyı hanımı güler yüzle açar, içeri girerler olanları kocasına şöyle anlatır: - Kimin yanında çalışıyuorsan bey, gerçekten cömert biriymiş. Öğle sıraları idi, nur yüzlü iki zat kapıyı çaldı: "Bunlar beyinin iş ücretleridir. Eğer bundan sonra da işine devam eder ve daha fazla çalışırsa, ücereti daha da artacaktır" dediler ve taze kesilmiş koyun eti, çeşit çeşit yiyecek, hiç tatmadığım meyveler ve bir kese de altın verdiler. Allah razı olsun o kimseden. Açlıktan artık tahammülümüz kalmamıştı. Hanımından bu sözleri dinleyen derviş Allah'a şükredip, ibadetine devam etti.... Allah (c.c.) neye kadir değil ki&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15365815-114345000027757182?l=sadiyka.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sadiyka.blogspot.com/feeds/114345000027757182/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15365815&amp;postID=114345000027757182' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/114345000027757182'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/114345000027757182'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sadiyka.blogspot.com/2006/03/ibadetin-rizka-kefillii.html' title='İBADETİN RIZKA KEFİLLİĞİ'/><author><name>sadiyka</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05940548867634181826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15365815.post-114344894749038020</id><published>2006-03-27T11:41:00.000+03:00</published><updated>2006-03-27T11:43:14.433+03:00</updated><title type='text'>İBRETLİ SÖZLER</title><content type='html'>İnsan bir yolcudur, yolcunun klavuzu rasulullah, haritası kur'an, pusulası akıl, sermayesi iman, azığı amel, yakıtı sevgi, karakteri ahlak, aksesuarı edep, sıfatı merhamet, adı şeref ve izzet, modeli müebbet, parolası sabır ve sebat olmalıdır. "Aralarında yaşayabileceğin samimi arkadaşlar edin; çünkü onlar iyi günlerde gönül şenliği, kötü günlerde yardımcıdırlar." Kopan gülün dalında durması ne kadar zorsa Kırılan kalbin de onarılması o kadar zordur. Menfaatine alet edemediğin insanlara Kızma ve çamur atma. Hakikati güneşe benzetirler, doğrudur. Gözlerimizi bozar diye çoğuna bakmayız. "İnsana sadakat yaraşır görse de ikrah, Yardımcısıdır doğruların Hz. Allah" Ziya Paşa "Gece kalkışı hamele-i Kur'an üzerine farzdır." Kenzü'l-Ummal "Deniz gibi mal kazan, fakat sen üzerinde gemi ol." Mevlana "Kim ilim arama yolunda olursa, cennet de onu arama yolunda olur." Hz. Ali (r.a.) "Dünya düşüncesi kalpte karanlıktır, ahiret düşüncesi ise kalpte nurdur." Hz. Osman (r.a.) "Ne varsa çöplüğe at, belli başlı zamanlık, Ölümü öldürmekte olanca kahramanlık." Necip Fazıl Kısakürek "O da gazi olmak istedi, fakat ona anlatmak gerekti ki, şehid olmayı göze alamayan gazi olamazdı." Arif Nihat Asya "Hekimlerin yaptığı en büyük hata ruhu düşünmeden yalnız bedeni tedaviye teşebbüs etmeleridir." Eflatun "Olayları ve düşünceleri kritik etmek için cins kafa ister, fakat taklit etmek için fazla zeki olmaya gerek yok..." S. Ahmed Arvasi "Konuşulanlar kalpten çıkarsa kalbe kadar girer, ama dilden çıkarsa kulağı asamaz." Arap Atasözü "Kalbini öğütle yaşat, hikmetle aydınlat." Hz. Ali (ra) "İnsanoğlunun içinde bir et parcası var ki, o et parcası düzelirse bütün bünye düzelir. O et parcası bozulursa bütün bünye bozulur. İşte o kalptir." Hadis-i Şerif "Dünyadaki hiçbir yol kalp ile beyin arasındaki kadar uzun değildir." Hikmetli Söz * Cömertlikte yardım etmede akar su gibi ol, * Şefkat ve merhamette güneş gibi ol, * Başkalarınn kusurunu örtmede gece gibi ol, * Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol, * Tevâzû ve alçakgönüllülükte toprak gibi ol, * Hoşgörülükte deniz gibi ol, * Ya olduğun gibi görün, Ya göründüğün gibi ol ! MEVLANA "Meşe gölgesinde filizlenen yosunlar çok defa kendilerini meşe fidanı sanırlar." Cenap Şehabettin "Kibir bele bağlanan taş gibidir, onunla ne yüzülür, ne de uçulur." Hacı Bayram-i Veli "Dağı iğne ucu ile kazmak, gönülden kibiri çıkarıp atmaktan daha kolaydır." Ebu Haşim-i Sofi "Allah dostları o kişilerdir ki İnsanlar dünyanın görünüşüne baktıkları zaman onlar, dünyanın içyüzünü görürler." Hz. Ali. (r.a) "Tilki derisi altında çalım satmaya ne gerek vardı, Bilir misin ki rahmetli, tavukları o derinin içinde çalardı." Ahmed Seven "Yüce tahta binenler yere düştü, Yüce benim diyene sinek üstü." Yunus Emre "Yol odur ki doğru vara, Göz odur ki, Hakkı göre, Er odur ki alçakta dura, Yüceden bakan göz değil." Yunus Emre "Kitap dilsize dil, gözsüze göz, güçsüze güçtür." Hikmetli Söz "Kötü kitaptan beter hırsız yoktur." İtalyan Atasözü "Kalbi diline hakim olmayan kimsede hilim olmaz." Hz. Zeyd B. Sabit (r.a.) "Kitaplar, fikirler harbinin silahlarıdır." Hikmetli Söz "Kitaplardan önce kendimizi okumaya çalışalım." Mevlana "Bugünü düşünürüm... Dün öldü!! Yarın var mı? Gençliğe de güvenmem. Ölen hep ihtiyar mı?" Bişr-i Hafi "Okuyan insan fenalığa vakit bulamaz." Hikmetli Söz "Ruhun ilacı kitaptır." Japon Atasözü "Yetişen zekaları kitaplarla beslemeyen milletler hüsrana mahkumdurlar." Plether "El elin eşeğini şarkı söyleyerek arar." Nasreddin Hoca -"Allah için ateşe atılmak vardır. Lakin ateşe atılmadan önce kendinde İbrahimlik olup olmadığını araştır. Çünkü ateş seni değil İbrahimleri tanır ve yakmak.." Mevlana "Hoşuna giden komşunun evi de, köyü de cennet gibi görünür. Yüzünü görmek istemediğin komşunun yanında ise cennet, cehennemdir." Şeyh Sadi "Kendi seviyende olanı komşu edin." Nasir-i Husrev "Komşularından av kapmak aslanlara ayıptır, köpeklere değil." Mevlana "Bir elde kadeh, bir elde Kur'an Bir helaldir işimiz, bir haram, Şu yarım yamalak dünyada, Ne tam kafiriz, ne tam müslüman." Ömer Hayyam "Komşunla kavga etme, misafir gider o kalır." Hz. Ebu Bekir R.A. "Nice Kur'an okuyucuları vardır ki Kur'an onlara lanet eder." Hadis-i Şerif "Biz Allah Rasulunun zamanında Kur'andan on ayet okur ezberler, onu hayatımıza tatbik eder, sonra bir diğer on ayete geçerdik." Abdullah İbn-i Mesud "Padişah-ı alem olmak bir kuru kavga imiş, Bir veliye bende olmak cümleden evla imiş." Yavuz Sultan Selim "Fatih Sultan Mehmetíin ortaçağı kapayıp yeniçağı açması, yaşadığı çağa ayak uydurmasından değil, Kur'ana uyup yolundan gitmesindendir." Ahmet Seven İnsan azap çekmez, Allah yazmayınca Allah azap yazmaz, insan azmayınca ! ! ! Guzel Söz "Lafzı muhkem yalnız anlaşılan Kur'anın, Çünkü kaydında değil hiçbirimiz mananın, Ya acar Nazm-i Celilin bakarız yaprağına, Yahut üfler geçeriz bir ölünün toprağına, İnmemiştir hele Kur'an bunu hakkıyla bilin, Ne mezarlıkta okumak, ne de fal bakmak için." Mehmed Akif Ersoy "Modern ilmin ondört asır geriden takip ettiği Kur'an-a yemin ederim ki O Allah kelamidır." Kaptan Cousteau "Senin asrında yaşamadığım için için üzgünüm ey Muhammed (s.a.v.). Öğreteni ve neşredeni olduğun bu kitap senin sözlerin değildir. Bunun Allah'tan geldiğini inkar etmek, mevcut ilimlerin yanlışlığını ileri sürmek kadar gülünçtür. Bunun için insanlık senin gibi seçilmiş bir kudreti bir defa görmüş bundan sonra göremeyecektir. Ben huzuru mehabbetinde kemal-i hürmetle eğilirim." Prens Bismark "Her canlıya Hak, layık olan cevheri verir; Tırtıl iki diş bulsa eğer ormanı yerdi. Şayet kediler haftada bir gün uçabilse, Dünyada bütün serçelerin nesli biterdi." Bekir Sıdkı Erdoğan "Kuvvetli olanın mutlaka haklı olmasırekmez." Aristo "Kuvvetli kimse güreste başkalarını yenen değil, öfke halinde nefsine hakim olandır." Hadis-i Şerif "İnsanlar da balıklar gibi yaşar. Daima büyükler küçükleri yer." A. Sidney "Kuvvet 'hakk' doğurmaz, ancak meşru kuvvete itaat mecburiyeti vardır." Rousseau "Kuvvetin en kötüye kullanılmış şekli, kişinin karşısındakine zorla 'evet' dedirtmesidir." Alain "Çoban kurdun işine razı olursa köpek yabancıya havlamaz." Ebu Umame (ra) "Bu dünya padişahların amel defteridir. İyi olurlarsa iyilikle kötü olurlarsa kötülüklerle anılırlar." Nizamül Mülk Sanma sahim herkesi sen sadıkane yar olur, Herkesi sen dostmu sandın belki ol ağyar olur, Sadıkane belki ol cihanda dildar olur, Yar olur, ağyar olur, dildar olur, serdar olur. Fatih Sultan Mehmet "Emre lakayt davranmak, amiri tanımamaktan doğar." Ebu Amr İmail B. Nuceyd Bir mum diğerini tutuşturmakla, Işığından bir şey kaybetmez. (Mevlana) Kibir, bele bağlanan taş gibidir. Onunla ne yüzülür, ne de uçulur. (Hacı Bayram Veli) Lüzumsuz şakalar, mü'minin ağırlık ve ciddiyetini giderir. (Hadis) _________________&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15365815-114344894749038020?l=sadiyka.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sadiyka.blogspot.com/feeds/114344894749038020/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15365815&amp;postID=114344894749038020' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/114344894749038020'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/114344894749038020'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sadiyka.blogspot.com/2006/03/ibretli-szler.html' title='İBRETLİ SÖZLER'/><author><name>sadiyka</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05940548867634181826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15365815.post-114138316029493714</id><published>2006-03-03T12:52:00.000+02:00</published><updated>2006-03-03T12:52:40.590+02:00</updated><title type='text'>ÜÇ BÜYÜK DERT</title><content type='html'>Bir gün çok agliyorken, Râbia-i Adviyye, Sordular: "Aglamanin sebebi nedir?" diye. Buyurdu ki: "Üç büyük derdim var simdi benim, Bunlari düsündükçe, aglayip yas dökerim. Bunlardan kurtulmaga, var ise bir kolaylik, Bir garanti verin de, aglamiyayim artik." Dediler: "Söyle bize, ne imis o dertlerin? Herhâlde hâllederiz, kolayi var her seyin." Buyurdu: "Öyle zor ki, kasdettigim o dertler, Zannettiginiz gibi, kolay hâlledilmezler. Biri son nefesimde, verirken ben canimi, Kurtarabilir miyim, acaba îmânimi? Ikincisi mahserde, acep amel defterim, Sagimdan mi verilir, soldan mi, yok haberim. Üçüncüsü, herkesin, hesabi görülünce, Ve lâyik olduklari, yere götürülünce, Cennetlikler ile mi, giderim ben acabâ? Yoksa atilir miyim, kötülerle azâba? Bu korkunç tehlikeler, var iken önümde hep, Ben aglamiyayim da, kimler aglasin acep?" Uzaktan bir misâfir, gelmisti hânesine, Bir parça eti vardi, koydu tenceresine. Düsündü pisirip de, ona ikrâm etmeyi, Ve lâkin konusurken, unuttu pisirmegi. Nihâyet aksam olup, namazlari kildilar, Hem kendi, hem misâfir, o gün oruçluydular. Dedi ki: "Et pismedi, unutmak sebebiyle, Bâri iftar edelim, "kuru ekmek, su" ile." Getirmeye giderken, su ve kuru ekmegi, Leziz et kokulari, bir anda sardi evi. Bakti ki tencerede, duran et, o hâliyle, Atessiz pismis idi, kudret-i ilâhiyle. Misâfir o yemekten, yiyince, ilk tadimda; Dedi: "Böyle hos yemek, yemedim hayatimda. Hem de sen demistin ki, Unuttum, pismedi et, Hâlbuki bu et pismis, acaba nedir hikmet?" Dedi: "Kul unutmazsa, eger ibâdetini, Onu da unutmazlar, pisirirler etini." Yine bir gün misâfir, var iken hânesinde, Yemege koymak için, sogan yoktu evinde. Dediler; "Ey Râbia, su komsudan istesek, Zîrâ sogan olmazsa, iyi olmaz o yemek." Buyurdu: "Kirk senedir, söz verdim ki ben suna, Aslâ el açmiyayim, Rabbimden gayrisina." Râbia'nin bu sözü, bitmemisti ki, o an, Bir kus, ayaklariyla, birakti iki sogan. Bir gece de dostlari, geldiler ona, ancak, Kandil yoktu evinde, gece aydinlatacak. Râbia hazretleri, üfledi bir avcuna, Nûr geldi birden bire, parmaklari ucuna. Kamis girdi gözüne, bir gün namaz kilarken, Hiç farkina varmadi, acimasina ragmen. Öyle sarmis idi ki, onu ask-i ilâhî, Hissetmedi kamisi, gözüne girse dahî. Selâm verip sordu ki, "Gözümde bir sey mi var?" Baktilar kamis girmis, güçlükle çikardilar. Yâ Rabbî, bu mübârek velînin hürmetine, Kavustur bizi dahî, senin muhabbetine.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15365815-114138316029493714?l=sadiyka.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sadiyka.blogspot.com/feeds/114138316029493714/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15365815&amp;postID=114138316029493714' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/114138316029493714'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/114138316029493714'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sadiyka.blogspot.com/2006/03/byk-dert.html' title='ÜÇ BÜYÜK DERT'/><author><name>sadiyka</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05940548867634181826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15365815.post-114116312410945119</id><published>2006-02-28T23:43:00.000+02:00</published><updated>2006-02-28T23:45:24.576+02:00</updated><title type='text'>SEFER AYINDA YAPILACAK İBADETLER</title><content type='html'>Safer ayının ilk ve son Çarşamba geceleri gece yarısından sonra yeryüzüne nazil olacak belalardan biiznillahi teala muhafaza olmak için imsaktan evvel dört rekat nafile namaz kılıp&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birinci Rek'atte  ;  Fatiha'dan sonra zammı sure olarak 17 İnna Atayna&lt;br /&gt;İkinci Rek'atte   :  Fatihadan sonra 5 İhlası şerif&lt;br /&gt;Üçüncü Rek'atte: Fatiha'dan sonra 1 Kul euzu bi rabbil felak&lt;br /&gt;Dördünci Rek'atte: Fatihadan sonra 1 Kul euzu birabbinnas&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okuyup selamdan sonra dua edilecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Keza safer ayının son çarşambasının ye gecesi ya gündüzü 2 Rek'at namaz kılıp :&lt;br /&gt;Birinci ve ikinci rek'atte : Fatihadan sonra 11 ihlası şerife okunacaktır.&lt;br /&gt;Namzadan sonra 7 defa istigfar edilecek ve el kaldırılıp 11 defa Salat-ı Münciye okunacak ve sonralarında ( İnneka ala Külli Şey'in Kadir ) denilecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu dualarda " Beni ve aile efradımı ve bilcümle müminleri afat-ı semaviye ve araziyyelerden ve cem-i belalardan muhafaza buyurması" için diye niyaz edilecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SAFER AYININ İLK VE SON ÇARŞAMBA GÜNÜ  OKUNACAK DUA;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1.)     EL ENAM - 54&lt;br /&gt;2.)     ER RA'D – 24&lt;br /&gt;3.)     EN NAHL – 32&lt;br /&gt;4.)     MERYEM – 15&lt;br /&gt;5.)     MERYEM – 33&lt;br /&gt;6.)     MERYEM – 47&lt;br /&gt;7.)     TAHA – 47&lt;br /&gt;8.)     EL NEML – 59&lt;br /&gt;9.)     EL KASAS – 55&lt;br /&gt;10.) YASİN – 58&lt;br /&gt;11.) ES SAFFAT – 79-81&lt;br /&gt;12.) ES SAFFAT -  109 -111&lt;br /&gt;13.) ES SAFFAT – 120-122&lt;br /&gt;14.) ES SAFFAT – 130-132&lt;br /&gt;15.) ES SAFFAT – 181&lt;br /&gt;16.) EZ ZÜMER – 73&lt;br /&gt;17.) EL KADR – 5&lt;br /&gt;18.) EY ALLAHIM SAFER AYINI ( BİZİM İÇİN) MÜBAREK KIL VE BU AYI SAADET VE MUVAFFAKİYETLE TAMAMLAMAYI NASİB EYLE&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SAFER AYINDA HER GÜN OKUNACAK DUA ,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bismillahirrahmanirrahim.Euzubillahi min şerri hazezzemani ve esteizu bihi min şüruri sairizzemani ve euzu bicelali vechike ve cemali kudsike entücirani minelbelai fi hazihisseneti ve kına min şerri makadayte fiha ve ekrimna fissaferi ya ekramelekramin. Azhir vahtim hazihişşuhura aleyye bisselameti vesseadeti veliehlibeyti veliakribai velicemii Ümmet-i Muhammedin aleyhisselatü vesselemü birahmetike ya erhamerrahimin. Allahümme ferricna biduhuli-ssaferi vahtimlena bilhayri vezzafer.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15365815-114116312410945119?l=sadiyka.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sadiyka.blogspot.com/feeds/114116312410945119/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15365815&amp;postID=114116312410945119' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/114116312410945119'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/114116312410945119'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sadiyka.blogspot.com/2006/02/sefer-ayinda-yapilacak-ibadetler.html' title='SEFER AYINDA YAPILACAK İBADETLER'/><author><name>sadiyka</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05940548867634181826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15365815.post-114069316754411145</id><published>2006-02-23T13:12:00.000+02:00</published><updated>2006-02-23T13:12:47.920+02:00</updated><title type='text'>BILI YOR MU SUN SE N KIMS IN?..</title><content type='html'>SEN, "Siz insanlar için çikarilmis en hayirli bir ümmetsiniz, iyiligi emreder, kötülükten vazgeçirmege çalisirsiniz.. Çünkü Allah'a inaniyorsunuz.." Fermaninin sahibisin!.. SEN, "Alemlere rahmet olarak gönderilen" ve dehsetli mahser günü herkesin "Nefsi! Nefsi!" diye çirpinacagi bir zamanda, secdelere kapanip; "Ümmetimi isterim Ya Rab!.. Ümmetimi bagislamadikça kalkmam" diye feryad edecek olan Habib-i Kibriya'nin ümmetisin!.. SEN, Resûlullah'in ashabina; "Orduya yardim ediniz" dedigi zaman, bütün servetini alip getiren ve Peygamberin "Çocuklarina ne biraktin?.." sorusuna; "Allah'i ve Resûlünü biraktim Ya Resûllullah!" cevabini veren Hz. Ebûbekir'in yolundasin!.. SEN, Devlet reisi oldugu halde, içi su dolu bir tulumu sirtina yüklenerek halk içinde dolasan ve oglunun; "Babacigim, niçin böyle yapiyorsun?" sorusuna; "Oglum! Nefsimi biraz begenir gibi oldum.. Onu zelil etmek, gururumu kirmak istiyorum" diyen Koca Ömer'in izindesin! SEN, Müslümanlar arasinda açligin ve kitligin hüküm sürdügü bir zamanda Sam'dan kendisine ait zeytinyagi, üzüm ve bugday yüklü olarak gelen bir deveyi yükleriyle beraber yoksullara tasadduk eden Hz. Osman'in ardindasin!.. SEN , Cebinde bulunan 4 dirhem servetin 1 dirhemini gizlice, 1 dirhemini açikça, 1 dirhemini gece ve kalan 1 dirhemini de gündüz , kimsesizlere sadaka olarak veren ve Allah Resûlünün; "Neden böyle yaptin ?"suâline "Belki Allah bunlarin birini olsun kabul eder düsüncesiyle diyen Hz. Ali'yi takip edensin! SEN , Allah yolunda cihada çikan ve karsisinda ATLAS Okyanusunu görünce, devesini dizlerine kadar denize sürerek, kilicini çekip; "Ya Rabbi! Sahid ol! Önüme su uçsuz bucaksiz derya çikmasaydı senin sanini daha ileriye götürürdüm!" diyen mücahidlerin pesindesin!.. SEN, 40 sene yatsi abdestiyle sabah namazini kilan Imam-i Âzam'larin, Malazgirt Ovalarinda Allah Allah sesleriyle at kosturan ve Anadolu kapilarini müslüman Türklere açan Alp Arslanlarin arkasindasin!.. SEN, Misafir kaldigi evde gece sabaha kadar ayakta duran ve; "Biz Kur'anin bulundugu odada ayaklarimizi uzatip yatmaktan hayâ ederiz" diyen Osman Gazilerin torunusun!.. SEN, Resûllullah'in müjdesine nail olup, küfrün dogu kal'asini, istanbul'u fethederek Islam'a teslim eden, yeni bir çag açan Fatihlerin, dünyayi müslümanlardan baskasina dar gören Yavuzlarin, karalarin- denizlerin hakani Kanûnilerin neslisin!.. SEN, Istanbul'da okumaya basladigi Ezan-i Muhammediyeyi, Çaldiran ovalarinda bitiren, Tuna'da aldigi abdestin namazini Afrika çöllerinde kilan, Hazer kiyilarinda getirdigi tekbir seslerinin yankilarini Viyana kapilarinda duyan kahramanlarin evladisin!.. SEN , Vatanini, mukaddesâtini müdafaa ederken düsman kursunlarinin darbeleriyle bagirsaklari delik-desik disariya firlayan ve bir eliyle onlari karnina iterken, diger eliyle gögsünden bir baska kursunu eliyle çikarip, yaninda bulunan arkadasina; "Al arkadasim! Sag olur da dönersen, su kursunu ogluma ver! Ve O'na de ki; "Bunu sana baban son nefesinde gönderdi ve O'da ayni sekilde ogluna aktarmazsa hakkimi helal etmem! " dedi diye ulvî ruh örnekleri veren sehitler kafilesinin çocugusun!.. ISTE SEN BU SUN!.. Bu altin halkalara eklenebilecek daha binlerce halka içerisinde; Senin cevherin, aslin astarin, esasin budur iste!.. Sen bu kapilar disinda baska bir kapini insani, Bu altin halkalar disinda baska bir halkanin esiri olamazsin! Namazsiz, niyazsiz, maneviyatsiz, ruhsuz, köksüz, kozmopolit, satilmis olamazsin! Allahsiz, Peygambersiz, Kitapsiz olamazsin! "Bana dokunmayan bin yil yasasin!" "Neme lazim" "Evimden uzak" "Her koyun kendi bacagindan asilir" gibi yahudi sözlerini agzinin sakizi yaparak, mücadele ve hizmet azmini yitiremezsin! Komsun aç iken, sen tok gezemezsin! Islam'in yasak kildigi günah yuvalarinda vaktini öldüremez, aile fertlerini batinin kokusmus hayat tarzina uyduramazsin! Yavrularini çagdas asrin zihniyetine terkedip, cehenneme talip olamazsin! Sen kainatin en üstün varligi olarak yaratildin, buna layik olarak cennet bahçelerine talip olmalisin.. Hem burada... Hem orada.. YOLUN AÇIK OLSUN! .&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15365815-114069316754411145?l=sadiyka.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sadiyka.blogspot.com/feeds/114069316754411145/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15365815&amp;postID=114069316754411145' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/114069316754411145'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/114069316754411145'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sadiyka.blogspot.com/2006/02/bili-yor-mu-sun-se-n-kims-in.html' title='BILI YOR MU SUN SE N KIMS IN?..'/><author><name>sadiyka</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05940548867634181826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15365815.post-114059384639868954</id><published>2006-02-22T09:36:00.000+02:00</published><updated>2006-02-22T09:37:26.456+02:00</updated><title type='text'>KURAN-I KERİMDE HAYAT BULMAK</title><content type='html'>Kur’ân İle Hayat BulmakKur’ân-ı Kerîm; Allah Teâlâ’nın, insanları karanlıktan aydınlığa çıkarmak için, Habîbi Hazret-i Muhammed -sallallahü aleyhi ve sellem-’e indirdiği ilâhî kelâmdır. O’nu ta’zîm ve saygı ile, Hak Teâlâ Hazretleri’nin kelâmı oldduğunu bilerek, engin mânâsı üzerinde derin derin düşünerek okumalıdır. Bu şekilde Kur’ân-ı Kerîm okumanın sevâbı, fazîleti ve bereketi çok büyük olup, her harfin karşılığında on sevâb verilir. Nitekim hadîs-i şerîfte şöyle buyurulur:“Kim Kur’ân-ı Kerîm’den bir harf okursa, onun için bir iyilik sevâbı vardır. Her bir iyiliğin karşılığı da on sevâptır. Ben, “elif lâm mîm” bir harftir demiyorum; bilâkis elif bir harftir, lâm bir harftir, mîm de bir harftir.” (Tîrmizî, Fezâilü’l-Kur’ân,16)Dînî kitaplarda nerede bir fazîlet zikredilse, onlardan birinin mutlaka Kur’ân-ı Kerîm okumak olduğu görülür. Meselâ:“On şey ömrü uzatır.” denilir. Bunlardan biri; “Kur’ân-ı Kerîm okumak.” diye zikredilir. (R.Mahmûd Sâmî,Musâhabe 4, s.119)“Beş şey bedenin kuvvetini artırır.” buyurulur. “Kur’ân-ı Kerîm okumak.” bunlardan biri olarak zikredilir. (R.Mahmûd Sâmî, Musâhabe 4, s.119)“Beş şey gözün nûrunu artırır.” diye bahsedilir. Bunlardan biri; “Kur’ân-ı Kerîm okumak.” diye zikredilir. (R.Mahmûd Sâmî, Musâhabe 4, s.118)“Kalbin devâsı beştir.” denilir. Bunlardan biri olarak; “Kur’ân-ı Kerîm okumak.” zikredilir. (R.Mahmûd Sâmî, Musâhabe 4, s.164)“Dört şey vardır ki, bunların zâhirleri fazîlet, bâtınları farîzadır.” buyurulur. Bunlardan biri olarak; “Kur’ân-ı Kerîm okumak fazîlet, onunla amel farîzadır.” diye zikredilir. (R.Mahmûd Sâmî, Musâhabe 4, s.124)“Şu sekiz şey hâfızayı kuvvetlendirir.” diye zikredilir. Bunlardan biri; “Kur’ân-ı Kerîm okumak.” diye bahsedilir. (R.Mahmûd Sâmî, Musâhabe 4, s.170)“Altı şey mürüvettendir.” denilir. Bunlardan biri olarak; “Kur’ân-ı Kerîm okumak.” zikredilir. (R.Mahmûd Sâmî, Bakara Sûresi Tefsîri, s.178)Hadîs-i şerîfte Peygamber -sallallahü aleyhi ve sellem- Efendimiz:“Üç ses vardır ki Allah Teâlâ sever.” buyurur. Bunlardan biri; “Kur’ân-ı Kerîm okuyan müminin sesidir.” diye geçer. (R.Mahmûd Sâmî, Musâhabe 4, s.115)“Dört şey, mü’minin kabrini nurlandırır.” buyurulur. Bunlardan biri; “Kur’ân-ı Kerîm okumak.” diye ifâde edilir.(Ebü’l-Leys Semerkandî, Gafletten Kurtuluş, s.43)Hadîs-i şerîfte; “Cennet, ümmetimden dört kişiye müştâktır.” buyurulur. Bunlardan biri de; “Kur’ân-ı Kerîm okuyanlara.” diye zikredilir.Evzâî Hazretleri; “Dört şey vardır ki, Rasûlullah -sallallahü aleyhi ve sellem-, Ashâb-ı kirâm ve tâbiîn hazerâtı bunlar üzerinde dâim idiler.” buyurur. Bunlardan biri yine, “Kur’ân-ı Kerîm okumak.” olarak zikredilir. (Ebü’l-Leys Semerkandî, Gafletten Kurtuluş, s.381)“Mü’minin sığınakları üçtür.” buyurulur. Bunlardan biri, “Kur’ân-ı Kerîm okumak.” diye geçer. (Ebü’l-Leys Semerkandî, Gafletten Kurtuluş, s.381)“Kabir azâbından kurtulmak isteyen dört şeye sarılmalıdır.” buyurulur. Bunlardan biri yine, “Kur’ân-ı Kerîm okumak.” diye zikredilir. (Ebü’l-Leys Semerkandî, Gafletten Kurtuluş, s.43)“On haslet vardır ki, kişi bunlarla en yüksek derecelere nâil olur.” buyurulur. Bunlardan biri, “Kur’ân-ı Kerîm’i çok okumak.” diye geçer. (Ebü’l-Leys Semerkandî, Gafletten Kurtuluş, s.404)Kur’ân-ı Kerîm okumak, kalbi nurlandırır ve günahlardan arındırır. Nitekim bir sohbetinde Peygamber -sallallahü aleyhi ve sellem- Efendimiz:“-Kalpler demirin paslandığı gibi paslanır.” buyurdu. Sahâbe-i kirâm sordular:“-Yâ Rasûlallah! Kalbin pası ne ile silinir?”Peygamber -sallallahü aleyhi ve sellem- Efendimiz:“-Kur’ân-ı Kerîm okumak ve ölümü hatırlamakla silinir.” buyurdu. (Tirmizî)NASIL OKUMALI?Kur’ân-ı Kerîmi, mânâsını düşünerek, tertîl üzere, yani ağır ağır, tane tane okumalıdır. Nitekim âyet-i kerîmede şöyle buyurulur:“Kur’ân ı tertîl ile yavaş yavaş, güzel güzel oku!” (Müzzemmil, 4)Bir hadîs-i şerîfte şöyle buyurulur:“Her zaman Kur’ân okuyan kimseye şöyle denecektir: Oku ve yüksel! Dünyada tertîl ile okuduğun gibi burada da tertîl ile oku! Şüphesiz senin merteben, okuduğun âyetin son noktasındadır.” (Ebû Dâvûd, Vitr, 20)Kur’ân-ı Kerîm’i okuyacak bir müslüman, abdest almalı ve kıbleye karşı iki dizi üzerine oturarak, Kur’ân-ı Kerîm’i göğsü hizasında tutarak edeble okumalıdır. Bir hadîs-i şerîfte:“Nice Kur’ân-ı Kerîm okuyanlar vardır ki, Kur’ân onlara lânet eder.” buyurulur.Kur’ân-ı Kerîm okunurken sükût etmeli, derin bir hüşû ile gönülden dinlemelidir. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de :“Kur’ân okunduğunda dinleyin, merhamet olunmanız için sükût edin, konuşmayın!” buyurulmuştur. (A’raf, 204)Kur’ân-ı Kerîm’i, hüzünle okumalıdır. Bir hadîs-i şerîfte şöyle buyurulur:“Kur’ân’ı okuyun ve ağlayın! Eğer ağlayamıyorsanız, ağlar gibi gözükün!” (Kenzü’l-Ummal,I, 609)KUR’ÂN OKUNAN EVKur’ân-ı Kerîm okunan hânede bolluk ve bereket olur. Ebû Hûreyre -radıyallahü anh- der ki:“Hangi evde Kur’ân-ı Kerîm okunuyorsa, orada bolluk, bereket çoğalır. Şeytanlar uzaklaşır ve melekler oraya nüzûl eder. Hangi evde Kur’ân-ı Kerîm okunmazsa, o evde darlık, sıkıntı , huzursuzluk baş gösterir. Rahmet melekleri oradan uzaklaşır ve şeytanlar orayı istilâ eder.”İçinde Kur’ân-ı Kerîm okunmayan bir ev hakkında hadîs-i şerîfte:“Evlerin en değersizi Allah’ın Kitabın’dan yoksun olan evdir.” buyurulur.Diğer bir hadîs-i şerifte de şöyle buyurulur:“Bir evde Kur’ân-ı Kerîm okunursa, melekler hazır olur.” (Râmuzû’l-Ehâdis)İhlâs ve güzel sesle Kur’ân-ı Kerîm okuyanları melekler de dinler. Berâ İbni Âzib-radıyallahü anhümâ- şöyle dedi:“Bir adam, Kehf süresini okuyordu. Yanında iki uzun iple bağlanmış bir at vardı. O adamın üzerini bir bulut kapladı ve yaklaşmaya başladı. Atı da o buluttan ürkmeye başlamıştı. Sabah olunca, adam Nebî -sallallahü aleyhi ve sellem-’e geldi ve bu durumu O’na anlattı. Bunun üzerine Peygamberimiz:“O, sekînedir, okuduğun için inmiştir.” buyurdu. (Müslim, Müsâfirîn, 240)Aynı hâdiseyi daha etraflıca anlatan Ebû Saîd el-Hûdrî rivâyetinin sonunda Rasûl-i Ekrem:“Bunlar meleklerdir, seni dinliyorlarmış. Eğer okumaya devam etseydin, sabaha kadar seni dinlerler, halk da onları görür, halktan gizlenmezlerdi.” buyurmuştur. (Müslim, Müsâfirîn, 243)Başka bir hadîs-i şerîfte şöyle buyurulur:“Sizin en hayırlınız, Kur’ân’ı öğrenen ve öğretenlerinizdir.” (Buhârî, Fezâilû’l-Kur’ân, 21)Peygamber -sallallahü aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurur:“İnsanlar içinde gıbta etmeye değer iki kişi vardır: Biri, Cenâb-ı Hakk tarafından Kur’ân’a nâil olan ve Kur’ân’ı gece gündüz okuyan; diğeri Allah tarafından kendisine bol servet ihsân edilen ve gece gündüz Allah yolunda verendir.” (Buhârî, İlim,15)Kur’ân-ı Kerîm’i çok okumalıdır. Zirâ kıyâmet gününde okuyanlarına şefâatçı olacaktır. Peygamber -sallallahü aleyhi ve sellem- Efendimiz:“Kur’ân okuyunuz! Çünkü Kur’ân, kıyâmet gününde kendisini okuyanlara şefâatçı olarak gelecektir.” buyurur. (Müslim, Müsâfirîn, 252)Bir hadîs-i şerîfte, Kur’ân-ı Kerîm okuyan müslümanlar hakkında şöyle bir benzetme yapılır:“Kur’ân-ı Kerîm okuyan mümin portakal gibidir: Kokusu hoş, tadı güzeldir. Kur’ân-ı Kerîm okumayan mü’min hurma gibidir: Kokusu yoktur, tadı ise güzeldir. Kur’ân-ı Kerîm okuyan münâfık fesleğen gibidir: Kokusu hoş, fakat tadı acıdır. Kur’ân-ı Kerîm okumayan münâfık Ebû Cehil karpuzu gibidir: Kokusu yoktur ve tadı da acıdır.” (Buhârî, Et’ime, 30)Kur’ân-ı Kerîm’i, sesimizi güzelleştirerek okumalıyız. Nitekim hadîs-i şerîfte :“Kur’ân-ı Kerîm’i sesinizle süsleyiniz!” buyurulur. (Ebû Dâvûd)Kur’ân-ı Kerîm’i ezberleyen Kur’ân hâfızlarına, cennet ve şefâat müjdesi vardır. Peygamber -sallallahü aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:“Kim Kur’ân-ı Kerîm’i okur ve onu güzelce ezberler, helâlini helâl, harâmını harâm kabûl ederse, Allah bu sâyede o kimseyi cennetine sokar. O kişi de kendi âilesinden cehennemi hak etmiş on kişiye şefâat eder.” (Tirmizî, Fezâilü’l-Kur’ân,13)Kur’ân-ı Kerîm’i, Hak Teâlâ Hazretlerinin kelâmı olduğunu tefekkür ederek, engin mânâsı ve muhtevâsı ile bütünleşerek okumalıdır. Bu şekilde okunan Kur’ân-ı Kerîm, gönle tesir eder, müslümanın takvâsını ve irfânını artırır. Allah Dostlarından Vüheyb bin Verd der ki:“Anlayarak ve düşünerek Kur’ân-ı Kerîm okumaktan daha fazla kalpleri incelten, rikkate getirip hüzne sevkeden bir şey yoktur.” (Evliyâlar Ansiklopedisi, c.12, s.157)Kur’ân-ı Kerîm’i ve hükmünü baş tâcı yapan bir milleti Allah Teâlâ yükseltir, bu dünyada da azîz kılar. O’na değer vermeyen toplumları da alçaltır ve perişan eder. Nitekim Osmanlı Sultanları, kuruluşundan itibaren Kur’ân-ı Kerîm’e, dillere destan bir hürmet ve muhabbet göstermişlerdir. Osman Gâzî’nin, Kur’ân-ı Kerîm bulunan odada ayaklarını uzatıp yatmaması, Yavuz Sultan Selim Hân’ın mukaddes emânetlerin başında asırlarca devam edecek bir surette Kur’ân-ı Kerîm tilâveti an’anesi başlatması, bu hürmetin numûnelerindendir. Bu bakımdan Osmanlı, müstesnâ bir ilâhî lütfa ve yardıma mazhar olmuştur. Osmanlıyı yücelten bu husus, hadîs-i şerîfte şöyle beyân edilmektedir:“Şüphesiz ki Allah Teâlâ, bu kitap (Kur’ân-ı Kerîm) sebebiyle (yani ona îmân ve bağlılık bakımından) bir kısım milletleri yüceltir, (bu istikametten uzak olan) diğer milletleri de alçaltır.” (Müslim, Müsâfirîn, 269)Yahya Kemâl Beyatlı, Osmanlı İmparatorluğu’nun uzun müddet pâyidâr olmasının sebep ve hikmetini; Topkapı Sarayı’nda, Mukaddes Emânetler bölümünde, Yavuz Sultan Selim Han’ın emri ve vasiyetiyle, 1520 yılından başlıyarak 1924 yılına kadar gece gündüz hiç ara verilmeden ta’zimle okunan Kur’ân Kerîm’e bağlamaktadır.Kur’ân ile hayat bulan şanlı ecdâdımıza lâyık olmak için devamlı Kur’ân-ı kerîm okumanın yanısıra muhtevâsıyla amel etmeli, hayatımızın her safhasını O’nun emir ve yasakları doğrultusunda tanzîm etmelidir. Zîra Kur’ân-ı Kerîm, sadece okunmak için değil, fert ve toplumların hayatında uygulanmak için gönderilmiştir&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15365815-114059384639868954?l=sadiyka.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sadiyka.blogspot.com/feeds/114059384639868954/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15365815&amp;postID=114059384639868954' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/114059384639868954'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/114059384639868954'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sadiyka.blogspot.com/2006/02/kuran-i-kerimde-hayat-bulmak.html' title='KURAN-I KERİMDE HAYAT BULMAK'/><author><name>sadiyka</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05940548867634181826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15365815.post-114059362894114901</id><published>2006-02-22T09:33:00.000+02:00</published><updated>2006-02-22T09:33:49.053+02:00</updated><title type='text'>ARINMA VAKTİ</title><content type='html'>“(Ey Resulüm deki: Ey (günah işlemekte) nefislerine karşı haddi aşmış kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidi kesmeyiniz. Çünkü Allah (şirk ve küfürden başka) bütün günahları mağfiret buyurur.Şüphesiz o çok bağışlayan ve merhamet edendir.” (Zümer /53)Fırsat ve manevi kazançların cömertçe sunulduğu mübarek gün ve gecelerin nurlu gemisi ufukta arzı endam ediyor. Şimdiye kadar rahmetten nasibini alamamış veya Rabbine sırt dönmüş, kulluktan habersiz, el açmaktan aciz, nimetlere gark olurken şükürden uzak kalmış, Peygamberinin adını dahi hatırlayamaz olmuş, her fırsatta mü’minlere saldırmayı meziyet saymış canı tenden ayrılmayan her gafili kuşatan fırsat ayları, manevi yaşantımızı renklendirmek, kirlerden arıtmak için geliyor. Gaflet perdesiyle örtünen maneviyat dünyasını pırıl pırıl Kur’an ışığıyla aydınlatmak için, gerçek kurtuluşun kapısını ardına kadar açarak geliyor. Son gidişi ile şimdiki geliş arasındaki olumlu bir gelişmeyi görmeye, ruhlarımızı diriltmeye, gerçek sevdaya ulaşamayan kalbimizi hak İle yeksan etmeye geliyor. İçinde bulunduğumuz zaman dilimi, maalesef imanın maddi menfaat bataklığı ile kirlendiği bir devir. Zayıf inanca sahip kimseler, bu bataklığın kenarında sarsıntı geçirirken, onları ruhen ölmekten, fikren sönmekten ümitsizlik bataklığından kurtarmak için geliyor. İslamın aydınlığı, bütün karanlıkları dağıtan nuruyla, gönlünde iman kırıntısı olan kulların imanını gürleştirip ihlasını artırmak ve aydınlatmak için geliyor. İnananlar kervanına daha nicelerini dahil ederek, ebedi kurtuluş müjdesini vermek için geliyor. Kim bilir kaç kişiye sunulan son fırsattır bu. “Keşke” deyip yanmadan, tövbe kapıları kapanmadan, gönül aynasını Rabbine çevirmekte geç kalmış insanlara sunulan son fırsat. Şu mübarek günlerin, bereketli gecelerin farkına varıp kendini tenha bir köşeye çekerek sorgulamalıdır Müslüman. Yaptığı suçları, işlediği hataları gözden geçirmeli. Kulunu, bir annenin evladından daha çok seven Yaradanına kaldırırken ellerini, gönül dolusu pişmanlık göz yaşlarıyla manevi kirlerinden arınmalı... Gündüzlerin bile geceye döndüğü karanlık günlerin üzerine tövbe süngerini çekerek, “daha gençsin önünde yıllar var” diye kandırmaya çalışan ins ve cin şeytanyarına kulaklarını tıkayarak arındırmalı. İslâm sıfatını gururla taşımak isteyenlere acizane bir tavsiye: Üç ayların bereketli ortamını içine çekerek, doya doya, kana kana yaşamak istiyorsak, boşa geçirdiğimiz günleri geri kazanmak ve telafi etmek için çalışmalıyız. Bunun için de imanımız beynimize hakim kılarak, başarılı olmaya gayret etmeliyiz. “Allahım vücudumun her zerresi pişmanlık ateşi ile yanarken sana geldim, senden uzak kaldığım günler için af diliyorum. Bundan sonra sana kul, Resulüne ümmet olmak için gayret edeceğim. Anladım ki her şey sende bitiyor, bunun farkına geç de olsa varmak ne güzel yarabbi! bütün kötü hasletlerimden uzaklaşarak sana; kulluğuna geldim, affına geldim, merhametine sığındım, geldim, geldim Allah’ım”diye nedamet gözyaşlarıyla suladığımız dualarla arıtmalıyız nefsimizin kararttığı ruhumuzu. İslam sıfatı taşıyan, Müslümanlar arasında yaşayan, fakat gaflet perdesini bir türlü yırtamayan nasipsizlerden olmamak için yıkanmalıyız rahmetin yağmurlarıyla. Fırsatların peş peşe indiği rahmet sağanağı altında, şimdi arınma vakti...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15365815-114059362894114901?l=sadiyka.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sadiyka.blogspot.com/feeds/114059362894114901/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15365815&amp;postID=114059362894114901' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/114059362894114901'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/114059362894114901'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sadiyka.blogspot.com/2006/02/arinma-vakti.html' title='ARINMA VAKTİ'/><author><name>sadiyka</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05940548867634181826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15365815.post-114059322880300428</id><published>2006-02-22T09:26:00.000+02:00</published><updated>2006-02-22T09:27:08.920+02:00</updated><title type='text'>YAŞANMIŞ BİR KISSA</title><content type='html'>1961 lerde maymunculuğun iyice alevlendirildiyi günlerdeydi Rahmetli hacı nafiz celebi Süleymaniye camide bir öyle namazını kıldırmış turislerde etrafını sararak imam kıyafetleri içindeyken kendisine sualler sormuşlar. Bunlar itirascı suallerdi kimi insanların maymundan türediytini idda ediyor kimide seyrettikleri namaz' da niçin ayakta duruyor, eyiliyor, başınızı yere koyuyorsunuz bunun ne manası var, bizim gibi sandalyeye oturup papazın duasını dinleyin diyor Merhum Hacı nafizin vermiş olduğu cevaplar insanın beynine kazıması gereken cevaplardır. Maymuncu turiste dönmüş ve şöyle izahatte bulunmuş." Biz namazımızda önce ayakta, sonra secdede bulunuyoruz. Bunun hikmeti şudur. Ayakta iken ilk babamız ademin Elif'ini yazarız, bunun için (ELİF) gibi dimdik upuzun dostoğru dururuz. Sonra Rukû ya eyiliriz bununlada Ademin (Dal)'ını yazmış oluruz. Geriye (MİM) kalır, onuda yere başımızı koyar MİM gibi oluröyle yazarız . Böylece her namazda babamız ADEMİN (a.s) maymundan geldiyimizi idda edenleri fiilen TEKZİP etmiş oluruz.Başımızı şunun için yere koyarız. " Baş bedenin tümünü idare eder en kıymetli organımız 'dır". Bununlada şöyle demiş oluruz."-Ey Rabbimiz varlığımızın en kıymetli kısmı başımızdır. İşte huzurunda başımızı dahi yerlere sürüyor, sana olan minnet ve şükrümüzü en kıymetli varlığımızı yerlere koymakla ifade ediyoruz. Şayet başımızdan daha kıymetli bir organımız olsa idi onuda huzurunda iftiharla yerlere serer minnet ve şükrümüzü onunlada ifade etmek isterdik.bu açıklamalardan sonra rehber turist.-Tamam tamam, biraz daha anlatırsan gruba namaz kıldıracaksın.Bu endişe yersiz deyil miş. Bu sırada turistin biri Çelebiye yaklaşara sormuş.-Bundan sonraki namaz saat kaçta? Anlatdığınız manada bende aranıza karışıp namaz kılmak istiyorum bana çok uygun geldi bu düşünceler le ayakta durmak, eğilmek, başı yerlere koyup Yaradana minnetdarlığımı ifade etmek.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15365815-114059322880300428?l=sadiyka.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sadiyka.blogspot.com/feeds/114059322880300428/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15365815&amp;postID=114059322880300428' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/114059322880300428'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/114059322880300428'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sadiyka.blogspot.com/2006/02/yaanmi-bir-kissa.html' title='YAŞANMIŞ BİR KISSA'/><author><name>sadiyka</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05940548867634181826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15365815.post-114059296290420632</id><published>2006-02-22T09:21:00.000+02:00</published><updated>2006-02-22T09:22:43.000+02:00</updated><title type='text'>İYLİK EDEN İYLİK KÖTÜLÜK EDEN KÖTÜLÜK BULUR</title><content type='html'>İyilik eden iyilik, kötülük eden de kötülük bulur. İyilik edene, mâl ile, hizmet ile karşılığı yapılır. Bunu yapamayan, teşekkür ve duâ eder. Yapılan iyiliklere, karşılık yapmayanın başına kakılır, kötülenir, incitilir. Çünkü, iyiliğe karşı, iyilik yapmak, insanlık vazîfesidir. Errahman sûresinin 60. âyet-i kerimesinde meâlen;(İyiliğin karşılığı, ancak iyilik olur) buyuruldu.Enbiyâ sûresinin 47. âyet-i kerîmesinde meâlen buyuruldu ki:(Kıyâmet günü adâlet ölçüsünü ortaya koyarız. Kimseye bir zulüm yapılmaz. Hardal dânesi kadar iyilik eden karşılığına kavuşur.)Zilzâl suresinin 7. âyet-i kerîmesinde de meâlen:(Zerre miktarı iyilik yapan onun karşılığını bulur) buyurulmaktadır.İnsan, başıboş olarak yaratılmamıştır. Her yaptığının hesabını verecektir. Bunun için yaptığımız her işi, her davranışı iyi hesap etmemiz, iyi araştırmamız gerekir. Yaptığımız davranışın başkasına bir zararı var mı, kul hakkı geçiyor mu, geçmiyor mu iyi düşünmek lâzımdır. İşin aslını iyi bilmeden alelacele karar vermek insanı yanıltabilir.Kişi, ana-babasına nasıl muamele ederse, çocukları da ona öyle muamele ederler. “Eden bulur”, “Ne ekersen onu biçersin” gibi güzel atasözlerimiz vardır. Birisi bir yerde babasını dövüyordu. Etraftan yetişenler;- Bu ne hâl, utanmıyor musun, insan hiç babasını döver mi, diye oğluna bağırdılar. Babayı oğlunun elinden kurtarmak istediler. Fakat dövülen şahıs, onlara dönüp o perişân hâliyle dedi ki:- Bırakın! Ben de burada babamı döverdim. Şimdi de aynı yerde evlâdım beni dövüyor. Onun suçu yok. Ben kendi yaptığımın cezâsını çekiyorum...Rüzgâr eken fırtına biçer“Kimsenin yaptığı yanına kâr kalmaz”, “Rüzgâr eken fırtına biçer”, “Zulüm payidar olmaz” gibi yapılan iyiliklerin, kötülüklerin dünyada veya âhirette mutlaka bir karşılığının olacağını bildiren birçok atasözümüz vardır. Bunları unutmamak gerekir.Lokman Hakîm hazretleri oğluna hitaben buyurdu ki:“Ey oğlum! Merhamet eden merhamet bulur. Sükût eden selâmete erer, hayır söyleyen kâr eder, kötü konuşan günahkâr olur, diline hâkim olmayan pişmân olur.”Abdülehad Serhendî hazretleri, nasîhat isteyen talebesine hitâben:“Allahü teâlâ hâzır ve nâzırdır. Her işini görmekte, her yaptığını bilmektedir. O hâlde bilerek, anlayarak söyle. Bilerek anlayarak dinle. Bilerek anlayarak iş yap. Bilerek dur, bilerek yürü. Kısaca bugün öyle ol ki, yarın mahcûb olmayasın. Birkaç gece rahatsız ol da, sonsuz râhata kavuş” buyurmuştur.Muhammed Murad Efendi buyurdu ki:“Kişi, kendine her ne muamele yapılırsa, başkasına da o muameleyi yapmalıdır. Bu nasihati kabul eden kimse, dünya ve ahirette selamet bulur.”Abbasi halifelerinden Harun Reşid’in bahçesinde bir gül fidanı vardı. Bu gül fidanının gülünü merak ediyordu. Bahçıvanına, fidanın bakımını iyi yapmasını, gül açtığında da, gülünü kimseye koparttırmadan kendisine getirmesini emretmişti.Halîfenin emrini yerine getirmek için, gece gündüz fidanın üzerine titreyen bahçıvan; bir gün, henüz yeni açılmış olan gülün dalına konan bir bülbülün, gagalayarak yapraklarını uçurup, darmadağın ettiğini korku ile görür ve durumu sıkılarak halifeye arzeder. Halîfe durumu anlayınca:-Üzülme bahçıvan efendi, bülbülün de yaptığı yanına kalmaz der.Ferahlayan bahçıvan, tekrar ağaçların arasındaki işine döner. Bir gün bakar ki, otların arasında dolaşan bir yılan, o bülbülü ağzına almış, dikenlerin arasına doğru kayıp gidiyor. Durumu halîfeye arzedince halife:-Üzülme, yılanın da ettiği yanına kalmaz der.Bir müddet sonra bahçıvan, yine otlar arasında dolaşırken, işi azıtan azgın yılan, bahçıvanın ayağına dolanır ve onu sokmaya çalışır. Bahçıvan, elindeki kürekle kendini kurtarır ve yılanı öldürür ve durumu da halifeye arzeder. Halife Harun Reşid:-Üzülme efendi, senin yaptığın da yanına kalmaz der.Harun Reşid’in huzurundaAradan zaman geçer ve bahçıvan, bir suç işler. Halîfe de, cezâlandırılması için hâkimin huzuruna sevkettirir. Ancak, bahçıvan, hâkimin bütün suâllerini cevapsız bırakır ve:- Ben ancak halîfeye karşı konuşurum. Başka kimse, benden cevap alamaz der.Nihayet Harun Reşid’in huzuruna getirilen bahçıvan, şöyle konuşur:- Efendim, siz, “Bülbülün yaptığı yanına kalmaz” dediniz; onu yılan yuttu. “Yılanın da yaptığı yanına kalmaz” dediniz; onu da ben öldürdüm. Benim de yaptığımın yanıma kalmayacağını söylediniz; işte o da oldu. Zat-ı Şahâneniz, benim kusurumu affedip, bağışlayınız! Siz bana etmeyiniz ki, size de bir eden bulunmasın...Bahçıvanın bu sözleri, Halîfe Harun Reşid’in çok hoşuna gider. Kendi şahsına karşı suç işleyen bahçıvanın kusurunu affederek onu bağışlar.Evet, atalarımız, “Çalma elin kapısını, çalarlar kapını” demişlerdir. “Eden bulur” sözü de bu mânâyı işâret eder. Büyüklüğün şanı, sana yapana aynısını yapmak olmayıp, onu affetmektir. Geçmişteki olaylardan ibret almaktır. Zaten Kur’ân-ı kerimde mealen;(Herkes yaptığını bulur) buyurulmaktadır&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15365815-114059296290420632?l=sadiyka.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sadiyka.blogspot.com/feeds/114059296290420632/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15365815&amp;postID=114059296290420632' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/114059296290420632'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/114059296290420632'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sadiyka.blogspot.com/2006/02/iylik-eden-iylik-ktlk-eden-ktlk-bulur.html' title='İYLİK EDEN İYLİK KÖTÜLÜK EDEN KÖTÜLÜK BULUR'/><author><name>sadiyka</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05940548867634181826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15365815.post-114059278255878465</id><published>2006-02-22T09:19:00.000+02:00</published><updated>2006-02-22T09:19:42.793+02:00</updated><title type='text'>CAN SIKINTISININ SEBEBLERİ</title><content type='html'>iç sıkıntısının mühim sebeblerinden biri dünyaya aşırı derecede muhabbet beslemek, dünya için sevinmek ve dünya için üzülmekdir. Boş, lüzumsuz şeylere sevinmek de kalbi sıkar fakat sahibi bunun sebebini anlayamaz. Bir de insanlarla kalben meşgul olmak... En bâriz sebebini, Allahü Tealâ’dan gafil olmak teşkil eder. a Rasûlullah sallallahü aleyhi ve sellem hazretleri buyurdular. (Ebu Hüreyre’den) – Ey Ebu Hüreyre, dünyayı bütün içindekilerle beraber sana göstereyim mi? Ben “evet, ey Allah’ın resûlü” dedim. Elimden tutdu, beni Medine’nin derelerinden bir dereye götürdü. Orada; içinde insan kafaları, insan tersleri, paçavra haline gelmiş bez parçaları ve çürümüş kemikler bulunan bir çöplük vardı. Allah resûlü: – “Ey Ebu Hüreyre, dedi. Bu kafalarda sizin gibi harîs idiler. Sizin gibi emelleri vardı. Bugün ise onlar derisiz birer kemikdir. Daha sonra da çürüyüp un haline gelecekler. Şu tersler nereden kazandılarsa kazanıb sonra midelerine indirdikleri yemeklerin tersleridir. Şu eskimiş, paçavra bez parçaları onların giydikleri elbiselerdir. Şimdi rüzgar onları burada yeldiriyor. Bu kemikler onların faydalandıkları hayvanların kemikleriydi. Kim dünyaya ağlamak isterse ağlasın!” Resûlullah bunları anlatırken ağlamamız kesilmedi. Gitdikçe şiddetlendi. Rasûlüllah sallallahü aleyhi ve sellem buyurdular: – Kıyamet günü bir kısım insanlar gelirler, dağlar gibi amelleri vardır. Cehenneme atılmaları emrolunur. Sahabe-i kiram radıyallahü anhüm sordular: – Onlar namaz kılar mıydı? Fahri Kâinat efendimiz buyurdu; – Evet namaz kılarlar, oruç tutarlar ve geceleri ağlarlardı. Fakat dünyevi bir menfaat mevzubahis olduğu zaman hemen atılırlar, Allah’ı unuturlardı. Cüneyd Bağdâdî kuddise sirruh buyurur: – İmam Şâfii dünyada hakkı konuşan bir zat idi. Bir gün bir âlim kardeşine verdiği öğütde şunları söylemişdir: – Ey kardeşim, dünya hayatı kaygan bir yer gibidir. Orada ayak sâbit kalamaz. Dünya ne kadar imar edilse sonu harap olmakdır. Onda yaşayanların en son ziyâretgâhları kabirdir. Sonu sevdiklerinden ayrılmakdır. Dünya zenginliğinin sonu fakirlikdir. Mal servet toplamak güçdür. Ey kardeşim Allah’dan kork. Onun helâlinden verdiği rızka razı ol. Gayrı meşru kazanç yollarına sapma. Yetişemiyeceğin, yetişeceğini bilmediğin günler için, önceden uzun emellere dalma. Çünkü senin ömrün geçici bir gölge gibidir. Yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar gibidir. Güzel amelleri çoğalt, uzun emelleri azalt. (Mektûbat, 7. Mektupdan) Abdülkadir Geylâni kuddise sirruh anlatır: Ey aziz, şu aldatıcı âlemden geç... Bu aynı zamanda ilâhi bir emirdir... Çünkü Cenab-ı Hak: – Ey İnsanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. ne babanın evlâdı, ne evlâdın babası nâmına bir şey ödeyemeyeceği günden çekinin. Bilin ki, Allah’ın verdiği söz gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve şeytan, Allah’ın affına güvendirerek sizi kandırmasın. (Lokman sûresi 33) buyurmuştur. Burada aldatıcı şeytandır. O gelir yaptıracağını yaptırır... Sonra da Allah kerimdir, istiğfar eyle, bağışlanırsın... gibi sözler eder ve seni kandırır... Sakın onun bu sözüne kanmayasın... Hem istiğfar nasib olacağını nereden biliyorsun? Tevbe, istiğfar etmeden ölenlerin sayısı az mıdır? (Fethü’r-Rabbani 31 inci sohbetden)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15365815-114059278255878465?l=sadiyka.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sadiyka.blogspot.com/feeds/114059278255878465/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15365815&amp;postID=114059278255878465' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/114059278255878465'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/114059278255878465'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sadiyka.blogspot.com/2006/02/can-sikintisinin-sebebleri.html' title='CAN SIKINTISININ SEBEBLERİ'/><author><name>sadiyka</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05940548867634181826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15365815.post-114017149889425003</id><published>2006-02-17T12:17:00.000+02:00</published><updated>2006-02-17T12:18:22.986+02:00</updated><title type='text'>RAHMAN SURESİ MEALİ</title><content type='html'>55-RAHMAN:&lt;br /&gt;&lt;a name="1"&gt;&lt;/a&gt;1 - Rahmân (çok merhametli olan Allah)&lt;br /&gt;&lt;a name="2"&gt;&lt;/a&gt;2 - Kurân'ı öğretti.&lt;br /&gt;&lt;a name="3"&gt;&lt;/a&gt;3 - İnsanı yarattı.&lt;br /&gt;&lt;a name="4"&gt;&lt;/a&gt;4 - Ona beyanı öğretti.&lt;br /&gt;&lt;a name="5"&gt;&lt;/a&gt;5 - Güneş de ay da bir hesab iledir.&lt;br /&gt;&lt;a name="6"&gt;&lt;/a&gt;6 - Bitkiler ve ağaçlar secde etmektedirler.&lt;br /&gt;&lt;a name="7"&gt;&lt;/a&gt;7 - Göğü yükseltti ve mizanı koydu.&lt;br /&gt;&lt;a name="8"&gt;&lt;/a&gt;8 - Sakın tartıda taşkınlık etmeyin.&lt;br /&gt;&lt;a name="9"&gt;&lt;/a&gt;9 -Tartıyı adaletle yapın, terazide eksiklik yapmayın.&lt;br /&gt;&lt;a name="10"&gt;&lt;/a&gt;10 - (Allah) yeri mahlukat için (aşağıya) koydu.&lt;br /&gt;&lt;a name="11"&gt;&lt;/a&gt;11 - Orada meyvalar ve salkımlı hurma ağaçları vardır.&lt;br /&gt;&lt;a name="12"&gt;&lt;/a&gt;12 - Yapraklı taneler ve hoş kokulu bitkiler vardır.&lt;br /&gt;&lt;a name="13"&gt;&lt;/a&gt;13 - Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;a name="14"&gt;&lt;/a&gt;14 - Allah insanı, pişmiş bir çamura benzeyen bir balçıktan yarattı.&lt;br /&gt;&lt;a name="15"&gt;&lt;/a&gt;15 - Cinleri de hâlis ateşten yarattı.&lt;br /&gt;&lt;a name="16"&gt;&lt;/a&gt;16 - Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;a name="17"&gt;&lt;/a&gt;17 - (O) iki doğunun ve iki batının Rabbidir.&lt;br /&gt;&lt;a name="18"&gt;&lt;/a&gt;18 - Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;a name="19"&gt;&lt;/a&gt;19 - (Acı ve tatlı) iki denizi salıverdi birbirine kavuşuyorlar.&lt;br /&gt;&lt;a name="20"&gt;&lt;/a&gt;20 - Fakat aralarında bir engel vardır, birbirlerine geçip karışmıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;a name="21"&gt;&lt;/a&gt;21 - Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;a name="22"&gt;&lt;/a&gt;22 - İkisinden de inci ve mercan çıkar.&lt;br /&gt;&lt;a name="23"&gt;&lt;/a&gt;23 - Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;a name="24"&gt;&lt;/a&gt;24 - Denizde koca dağlar gibi yükselen gemiler de onundur.&lt;br /&gt;&lt;a name="25"&gt;&lt;/a&gt;25 - Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;a name="26"&gt;&lt;/a&gt;26 - Yer üzerinde bulunan her şey fânidir.&lt;br /&gt;&lt;a name="27"&gt;&lt;/a&gt;27 - Yalnız celâl ve ikram sahibi Rabbinin yüzü (zâtı) baki kalacaktır.&lt;br /&gt;&lt;a name="28"&gt;&lt;/a&gt;28 - Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;a name="29"&gt;&lt;/a&gt;29 - Göklerde ve yerde bulunanlar, O'ndan isterler. O, her gün yeni bir iştedir.&lt;br /&gt;&lt;a name="30"&gt;&lt;/a&gt;30 - Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;a name="31"&gt;&lt;/a&gt;31 - Ey insan ve cin! sizin de hesabınızı ele alacağız.&lt;br /&gt;&lt;a name="32"&gt;&lt;/a&gt;32 - Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;a name="33"&gt;&lt;/a&gt;33 - Ey cin ve insan toplulukları! Göklerin ve yerin çevresinden geçmeye gücünüz yeterse geçin gidin. Allah'ın verdiği bir güç olmadan geçemezsiniz.&lt;br /&gt;&lt;a name="34"&gt;&lt;/a&gt;34 - Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;a name="35"&gt;&lt;/a&gt;35 - Üzerinize ateşten alev ve duman gönderilir, kendinizi savunamazsınız.&lt;br /&gt;&lt;a name="36"&gt;&lt;/a&gt;36 - Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz&lt;br /&gt;&lt;a name="37"&gt;&lt;/a&gt;37 - Gök yarılıp da, erimiş yağ gibi kıpkırmızı bir gül olduğu zaman...&lt;br /&gt;&lt;a name="38"&gt;&lt;/a&gt;38- Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;a name="39"&gt;&lt;/a&gt;39 - İşte o gün, ne insana ne de cinne günahından sorulmaz.&lt;br /&gt;&lt;a name="40"&gt;&lt;/a&gt;40 - Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;a name="41"&gt;&lt;/a&gt;41 - Suçlular simalarından tanınır, alınlarından ve ayaklarından tutulur.&lt;br /&gt;&lt;a name="42"&gt;&lt;/a&gt;42 - Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;a name="43"&gt;&lt;/a&gt;43 - İşte bu, suçluların yalanladığı cehennemdir.&lt;br /&gt;&lt;a name="44"&gt;&lt;/a&gt;44 - Onunla kaynar su arasında dolaşırlar.&lt;br /&gt;&lt;a name="45"&gt;&lt;/a&gt;45 - Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;a name="46"&gt;&lt;/a&gt;46 - Rabbinin makamından korkan kimselere iki cennet vardır.&lt;br /&gt;&lt;a name="47"&gt;&lt;/a&gt;47 - Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;a name="48"&gt;&lt;/a&gt;48 - İkisinin de çeşitli ağaçları, meyvaları vardır.&lt;br /&gt;&lt;a name="49"&gt;&lt;/a&gt;49 - Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;a name="50"&gt;&lt;/a&gt;50 - İkisinde de akıp giden iki kaynak vardır.&lt;br /&gt;&lt;a name="51"&gt;&lt;/a&gt;51 - Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;a name="52"&gt;&lt;/a&gt;52 - İkisinde de her türlü meyvadan çift çift vardır.&lt;br /&gt;&lt;a name="53"&gt;&lt;/a&gt;53 - Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;a name="54"&gt;&lt;/a&gt;54 - Astarları atlastan yataklara yaslanırlar. İki cennetin de devşirmesi yakındır.&lt;br /&gt;&lt;a name="55"&gt;&lt;/a&gt;55 - Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;a name="56"&gt;&lt;/a&gt;56 - Oralarda gözlerini yalnız eşlerine çevirmiş dilberler var ki, bunlardan önce onlara ne insan ne de cin dokunmuştur.&lt;br /&gt;&lt;a name="57"&gt;&lt;/a&gt;57 - Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;a name="58"&gt;&lt;/a&gt;58 - Sanki onlar yâkut ve mercandırlar.&lt;br /&gt;&lt;a name="59"&gt;&lt;/a&gt;59 - Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;a name="60"&gt;&lt;/a&gt;60 - İyiliğin karşılığı, yalnız iyilik değil midir?&lt;br /&gt;&lt;a name="61"&gt;&lt;/a&gt;61 - Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;a name="62"&gt;&lt;/a&gt;62 - Bu ikisinden başka iki cennet daha vardır.&lt;br /&gt;&lt;a name="63"&gt;&lt;/a&gt;63 - Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;a name="64"&gt;&lt;/a&gt;64 - (Bu cennetler) yemyeşildirler.&lt;br /&gt;&lt;a name="65"&gt;&lt;/a&gt;65 - Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;a name="66"&gt;&lt;/a&gt;66 - İkisinde de fışkıran iki kaynak vardır.&lt;br /&gt;&lt;a name="67"&gt;&lt;/a&gt;67 - Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;a name="68"&gt;&lt;/a&gt;68 - İkisinde de her türlü meyva, hurma ve nar vardır.&lt;br /&gt;&lt;a name="69"&gt;&lt;/a&gt;69 - Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;a name="70"&gt;&lt;/a&gt;70 - İçlerinde güzel huylu, güzel yüzlü kadınlar vardır.&lt;br /&gt;&lt;a name="71"&gt;&lt;/a&gt;71 - Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;a name="72"&gt;&lt;/a&gt;72 - Çadırlar içerisinde gözlerini yalnız kocalarına çevirmiş hûriler vardır.&lt;br /&gt;&lt;a name="73"&gt;&lt;/a&gt;73 - Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;a name="74"&gt;&lt;/a&gt;74 - Bunlardan önce onlara ne insan ne de cin dokunmuştur.&lt;br /&gt;&lt;a name="75"&gt;&lt;/a&gt;75 - Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;a name="76"&gt;&lt;/a&gt;76 - Yeşil yastıklara ve hârikulâde güzel işlemeli döşeklere yaslanırlar.&lt;br /&gt;&lt;a name="77"&gt;&lt;/a&gt;77 - Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;a name="78"&gt;&lt;/a&gt;78 - Büyüklük ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15365815-114017149889425003?l=sadiyka.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sadiyka.blogspot.com/feeds/114017149889425003/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15365815&amp;postID=114017149889425003' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/114017149889425003'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/114017149889425003'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sadiyka.blogspot.com/2006/02/rahman-suresi-meali_17.html' title='RAHMAN SURESİ MEALİ'/><author><name>sadiyka</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05940548867634181826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15365815.post-113965810368958172</id><published>2006-02-11T13:40:00.000+02:00</published><updated>2006-02-11T13:41:52.626+02:00</updated><title type='text'>ŞERİK BİN ABDULLAH NAHDİ</title><content type='html'>Şerik bin Abdullah Nahdi, hicri ikinci asrın tanınmış fakihlerindendi. İlim ve takvasıyla bilinirdi. Abbasi halifesi Mehdi bin Mansur’un, kadılık makamını, Şerik’e devretmeye çok alaka ve isteği vardı. Fakat Şerik bin Abdullah, kendisini zülmün tezgahından kurtarmak için, bu yükü yüklenmiyordu. Halife, onlara hocalık yapmasını arzuluyordu. Şerik ise bu işi kabul etmiyor, sahip olduğu hür ve fakirane yaşamına kanaat ediyordu.&lt;br /&gt;Bir gün halife onu istedi ve: “Bu gün, şu üç işten, birini kabul etmen gerekir. Ya kadılık makamının sorumlusu olursun, ya çocukların talim ve terbiyesini kabul edersin veyahut da bugün öğle yemeğinde benimle olur soframızın başında oturursun dedi:&lt;br /&gt;Şerik, kendi kendine düşündü ve: Şimdi bu üç işten birini yapmak zorunda olduğuma göre üçüncüsü benim için de daha kolaydır, dedi.&lt;br /&gt;Bunun yanı sıra halife, mutfak müdürüne bu gün Şerik için yemeklerin en lezizini”hazırla diye emretti. Beyin, nebat ve balla hazırlanmış, rengarenk yemekler hazırladılar ve sofrayı getirdiler. O zamana kadar, böylesine bir yemek görmemiş ve yememiş olan Şerik, sonsuz bir iştahla, karnını doyurdu.&lt;br /&gt;Sofracı başı halifenin kulağına “Allah’a yemin ederim ki, artık bu adam, kurtuluş yüzü görmeyecek” dedi.&lt;br /&gt;Uzun zaman sürmedi ki Şerik’in, halifenin çocuklarını talimi görevini aldığını, kadılık makamını da kabul ettiğini ve Beytülmaldan kendisine muayyen bir maaş tayin edildiğini gördüler.&lt;br /&gt;Bir gün Mutemetle arasında bir tartışma oldu. Mutemet; ona “bize buğday mı sattın ki bu kadar diretiyorsun?” diye sordu.&lt;br /&gt;Şerik: “Size buğdaydan daha değerli bir şey sattım, o da dinimdi” dedi.(1)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15365815-113965810368958172?l=sadiyka.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sadiyka.blogspot.com/feeds/113965810368958172/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15365815&amp;postID=113965810368958172' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/113965810368958172'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/113965810368958172'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sadiyka.blogspot.com/2006/02/erik-bin-abdullah-nahdi.html' title='ŞERİK BİN ABDULLAH NAHDİ'/><author><name>sadiyka</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05940548867634181826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15365815.post-113934865706638942</id><published>2006-02-07T23:43:00.000+02:00</published><updated>2006-02-07T23:44:17.706+02:00</updated><title type='text'>RASULULLAH ADINA</title><content type='html'>Almanların meşhur "Deutsche Welle" adlı basın organı Hz. Peygamber'le ilgili son olay hakkında bir anket (Umfrage) düzenlemektedir. Şu anda, dini duygulara hakaretin düşünce hürriyeti çerçevesinde değerlendirilmesini savunan görüş maalesef açık-ara önde gitmektedir. Aşağıdaki adrese girerek, sayfanın üstünden ilk mavi çerçeve içindeki 3 şıktan 2. sini &lt;a onclick="return top.js.OpenExtLink(window,event,this)" href="http://e4.email.excite.com/_javascriptNo:ol(" target="_blank"&gt;Meinungsfreiheit endet generell dort, wo religiöse Gefühle verletzt werden&lt;/a&gt; cümlesini işaretleyiniz. Bir tıklamayla olsun bu çılgınlığa bir dur deyiniz. Ve lütfen bu mesajı ulaşabildiğiniz herkese iletiniz... Selamlar... A.T.D.&lt;a onclick="return top.js.OpenExtLink(window,event,this)" href="http://www.dw-world.de/dw/0,2142,7560,00.html" target="_blank"&gt;http://www.dw-world.de/dw/0,2142,7560,00.html &lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15365815-113934865706638942?l=sadiyka.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sadiyka.blogspot.com/feeds/113934865706638942/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15365815&amp;postID=113934865706638942' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/113934865706638942'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/113934865706638942'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sadiyka.blogspot.com/2006/02/rasulullah-adina.html' title='RASULULLAH ADINA'/><author><name>sadiyka</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05940548867634181826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15365815.post-113925608208830649</id><published>2006-02-06T21:58:00.000+02:00</published><updated>2006-02-06T22:01:22.120+02:00</updated><title type='text'>MAHMUT SAMİ RAMAZAN OĞLU K.S</title><content type='html'>Bir asra yaklaşan ömrünü istikamet, takvâ ve verâ ölçülen içinde, kullarını Allah'ın yoluna irşâdla ikmal eden Sâmi Efendi Hazretlerini nebiler nebisinin âğûşunda sevgilisi Allah'a uğurlayışımızın ardından 10 yıl geçti O'nu, vefâtının sene-i devriyesinde söz kalıpları içine sokmak ve lâfızlarla anlatmak bizim kârımız değil. Lâkin "Sâlihlerden bahsetmenin rahmet nüzûlüne medâr" olacağı düşüncesiyle kısa çizgilerle merhûmu anlatmaya çalışacağız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahmûd Sâmi Ramazanoğlu, nüfus kayıtlarına göre 1892 yılında Adana'da dünyaya geldi. Babası tarihte Ramazanoğulları diye bilinen âileden Müctebâ Bey, annesi ise Ümmügülsüm Hanım'dır. Sâmi Efendi'nin büyük ceddi Abdülhâdi Bey'in tesbit ettiği âile şeceresine göre, Ramazanoğullarının aslen Türklerin Oğuz boyunun Üçoklar kabilesinden olduğu ve Hz. Halid b. Velid (r. A.) nesliyle münâsebettar bulunduğu anlaşılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk, orta ve lise tahsilini Adana'da tamamlayan Sâmi Efendi, yüksek tahsil için İstanbul'a geldi Darûl-fünun Hukuk Mektebine girdi. Hukuk Fakültesini birincilikle bitirdikten sonra askerlik hizmetini zâbit vekili (yedek subay) olarak yine İstanbul'da yaptı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zâhir ilimlerini devrin ulemâ ve müderrislerinden tamamlayan Sâmi Efendi için sıra manevi ilimlere ve bâtın imârına gelmişti. Fıtrat-ı necîbesinin şiddet-i meyli sebebiyle tasavvuf yoluna sülûk etti. Devrin meşhur Nakşi tekkesi Gümüşhâneli dergâhında bir müddet erbaîn ve riyâzatla meşgul olduktan sonra arkadaşı eski Beşiktaş Müftüsü Fuad Efendi'nin babası Rüşdü Efendi'nin delâletiyle Kelâmî dergâhı şeyhi ve meclis-i meşayıh reisi Erbilli Es'ad Efendi'ye intisab etti. Kısa zamanda kesb-i kemâlât eyleyip seyr u sülûkunu ikmalden sonra hilâfetle irşâda mezun oldu. Bir müddet daha mürşidinin yanında kaldı ve bilâhere memleketi Adana'ya irşâda muvazzaf olarak gönderildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahmûd Sâmi Efendi Hazretleri tekkelerin kapatılmasından sonra memleketi Adana'da bir yandan Câmi-i Kebir'de vaaz ve husûsi sohbetleriyle irşâd hizmetini yürütürken, bir yandan da maişetini temin için bir kereste ticârethanesinin muhasebesini tutuyordu. O, babasından ve âilesinden kendisine intikal eden büyük serveti almamış ve "Hiçbir kimse kendi kazancından daha hayırlı bir yiyecek asla yememiştir" (Buharî) hadîsi şerîfi gereğince kendi el emeğiyle geçinmeyi tercih etmiştir. Sûfiler içinde baba mîrasını almayanlar içinde ilk olarak Hâris Muhâsibi'yi görüyoruz. O da Kaderiye mezhebine bağlı bulunan babasının mirasını almamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adana'da uzun yıllar müştâk gönüllere aşk-ı ilâhî şerbeti sunarak hizmet etti. Yazları Adana'nın Namrun ve Kızıldağ yaylası ile bazan da Kayseri'nin Talas'ında geçirirdi. Hac yolunun açıldığı 1946 yılında ilk defa hacca gitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1951 yılında İstanbul'a geldi. İki yıl kadar İstanbul'da kaldıktan sonra 1953 yılında hac mevsiminde önce hacca, dönüşte de arkadaşı Konyalı Saraç Mehmed Efendi'yle Şam'a geldi ve oraya yerleşti. Bilâhere âilesi, damadı ile birlikte yanına gitti. Ancak bu Şam hicreti dokuz ay kadar sürdü. Dokuz ay sonra tekrar İstanbul'a geldi. İstanbul'a bu gelişlerinde önce Bayezid-Lâleli'ye, sonra da Erenköy'üne yerleşti. Şamdan İstanbul'a bu gelişlerinde zevceleri Valide Hanım'a "İstanbul'a tekrar geldik. Gönlümüz Medine'de atıyor. Ahîr ömrümüzde oraya hicret etmeyi arzu ederiz," buyurmuşlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul'da bulunduğu yıllarda da Adana'daki gibi bir yandan Erenköy Zihnipaşa Camiindeki vaazları ve husûsi sohbetleriyle irşâd hizmetini yürütürken diğer yandan da Tahtakale'de bir ticârethanenin muhasebesini tedvirle maîşetini temin etmekteydi. O' nun bu vaaz, irşâd ve sohbetlerinden cemiyetin her sınıfından, fakir, zengin, okumuş, okumamış, esnâf, işçi, memûr, tüccâr ve fabrikatör binlerce insan istifâde ederek feyz almış, istikamet bulmuş ve böylece etrafında yepyeni bir nesil teşekkül etmiştir. İhvanını mânevi himâye kanatları altında toplayarak onları cemiyetin her türlü kötü cereyanından korumaya çalışmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ömrünün son yıllarında şöhretinin artması ve dışarıda kendisine iltifatın nazar-ı dikkati celbedecek seviyeye ulaşması sebebiyle kûşe-i uzlete çekildi. İhvanı ile gerek devlethanesinde ve gerekse Ramazan'da hatimle kılınan teravih namazlarında görüşüyordu. Bu vesile ile onlara İslâmî düsturları Muhammedi hakikatları ve Nebevî ahlâkı anlatarak hâliyle, kaliyle irşâd ediyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1979 yılında gönlündeki muhabbeti-i Resûlullah ateşi onu Belde-i Tâhire'ye hicrete mecbûr etti. Çünkü onun son arzusu Peygamber şehrinde Hakk'a varmaktı. Nitekim 1957 senesinde yakınları kendilerine Eyüp Sultan'dan kabir yeri almayı teklif ettiklerinde:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Herkesi arzusuna bıraksalar biz Cennetü'l-Baki'yi arzu ederiz, buyurmuşlardır. Cenab-ı Hak sevdiği kulunun arzusunu kabul buyurdu. Nitekim İstanbul'da bulunduğu yıllarda mübtelâ oldukları amansız hastalık, orada da yakasını bırakmadı. Fakat en acılı, ağrılı zamanlarında bile o, hiçbir şikayette bulunmamış, yüzünden tebessümü eksik olmamıştır. Vefatı 10 Cemaziyelevvel 1404 /12 Şubat 1984 Pazar günü saat: 4.30'da vâkî olmuş ve Cennetü'l-Baki'ye defnolunmuştur. Rahmetullahi aleyh.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vefatına şu ifadelerle tarih düşüldü. Kutb-i vâsılîn ü gavs-ı şuyûh-ı ızâmı Nûr-i hüdâ mürşid-i merdüm-ı ihtirâmi Belde-i Tahire'de tevhidle deyüp Allah Vasl-ı cinan eyledi Şeyh Mahmûd Sâmi (1404 H.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şemail ve Ahlâkı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Merhum Ramazanoğlu Sâmi Efendi, uzuna yakın orta boylu, nahif bedenli, buğday tenli, seyrek sakallı, kıvırcık saçlı, ela gözlü mücessem bir nûr heykeliydi. Mehabetinden yüzüne bakmak, hele göz göze gelmek kâbil olmazdı. Etrafa ziyâlar saçan gözlerinin isabet ettiği vücûd, tir tir titrerdi. Hatta O' nun nazarlarından müteessir olup cezbeyle düşüp bayılanlar bile olurdu. Temiz ve düzgün giyinirdi. Sakalı bir tutamı geçmezdi. Saçlarını ya tamamen kestirir veya kulak memesine kadar uzatırdı. Bütün bunlar sünnet-i seniyyeye imtisâllerindendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sâmi Efendi, çok az yer, içerdi. Sohbetlerinde sıkça az yemenin faziletinden çok yemenin zararlarından bahseder bunu âyet, hadis ve hikmetli sözlerle anlatırdı. Kendisi sünnet üzere günde iki öğünden fazla yemezdi. Yediği zaman da yarım dilim ekmek ve bir kaç lokma katıkla kifâf-ı nefs ederdi. İhvanla birlikte yenildiğinde "ihvanla yenilende bereket vardır ve bundan suâl olunmayacaktır" buyurarak fazlaca yenilmesine müsâade, hatta teşvik ederlerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Az uyurlardı Seher vaktini ihyâ etmek en büyük zevkleriydi. Evinde misafir kalanlar veya kendileriyle bir yolculuğa çıkanlar, gecenin hangi saatinde kalksalar onu ayakta bulurlardı. Hatta onun anlayışına göre yatıp uyumanın adı bile istirahattı. Nitekim bir defasında bağlılarından birinin evinde misafir bulunduklarında gecenin ilerleyen saatlerinde hâne sahibi kendilerine:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Efendim artık yatarsanız yatak hazırlayalım, der. O:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Yatmanın adı istirahattır, buyururlar. Bir müddet sonra ev sâhibi tekrar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Yatar mısınız? deyince O yine:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Yatmanın adı istirahattır. Fakir istirahat edeyim, sizi de eksik kalan dersinizi tamamlayın, buyurur. Hâdiseyi anlatan zât diyor ki, "gerçekten o sabah dersim yarıda kalmış ve akşama kadar da tamamlamaya fırsat bulamamıştım."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Az konuşurlardı. Konuştukları zaman ya hikmet söylerler veya nasihat ederlerdi. Değilse sukûtu ihtiyar ederlerdi. Nitekim Merhûm Ali Yektâ Efendi şöyle diyor: "Evliyâullah'ın tasarrufları ya kavlen ya da hal ile olur. Sâmi Efendi'nin tarassufu hal iledir. Kelâmi dergâhının en feyizli günlerinde oraya devam eden pek çok ulemâ ve fuzalâ vardı. Fakat Sâmi Efendi o zaman pek genç olmasına rağmen bugünkü gibi kâmil ve hâl sâhibi idi."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ali Yektâ Efendi, müftülüğünün yanısıra Kelâmî dergâhında seyr u sülûkunu Es'ad Efendi'den tamamlayarak hilâfet icâzetnâmesi almış bir zattır. O, bu icâzetnâmesini ömrü boyunca saklamış ve bir gün tesâdüfen o icâzetnâmeye muttali olan yakınlarına "Onu sakın kimseye söylemeyin. O vazifenin ehli ve salâhiyetlisi Sâmi Efendi'dir." Demişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edeb&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sâmi Efendi'nin bütün hayatı edeb çizgisi içinde geçmiş, her an hadis-i şerifde ifade buyrulan "Allah'ı görüyormuşçasına ibadet etmek ve O' nun muşâhedesi altında bulunduğu duygusuna sâhib olmak" (Buhârı, Tefsir Sûre, 31) mânâsına gelen ihsan duygusu içinde yaşamıştır. En ciddi insanların, en otoriter simaların bile bir zaaf ve hafiflikleri bulunabilir. Fakat onun hayatında böyle bir zaaf ve hafiflik hiçbir zaman görülmemiştir. İstikamet ve edebi her yerde ve her an muhafaza edebilmek keskin kılıcın üzerinde yürümeye benzer. Bu ancak kemâl ehli, tevfik-ı ilâhiye mazhar kimselerin kârıdır. Allah Rasûlü (s.a.) Efendimiz'in "Emrolunduğun gibi istikamet üzre ol!" (Hûd, 112) ayeti beni ihtiyarlattı"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;buyurması, bu işin güçlüğüne en güzel delildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O' nun sohbetlerine devam edenler bilirler ki, O hiçbir zaman ayak ayak üstüne atarak, ayak uzatarak veya bağdaş kurarak oturmamıştır. Daima dizüstü oturmayı tercih etmiştir. Sohbetlerinde sık sık:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edeb bir tâc imiş nûr-i Hudâ'dan Giy o tâcı emîn ol her belâdan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;beytini okuyarak edebden bahsederlerdi. Sohbetlerde Kur'ân tilaveti esnasında kendileri koltuk kanepede bile olsa hemen dizüstü oturur Kur'ân okuyacak kimse yerde ise hemen koltuk ve sandalyeye oturtulurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün Halep meşâyıhından Muhammed en-Nebhânî İstanbul'a gelir. Sâmi Efendi Hazretleri bazı ihvânıyla kendilerini ziyarete giderler. Nebhânî ve arkadaşları gayet rahat ve serbest otururken Sâmi Efendi ve ihvanı dizüstü otururlar. Onların bu halini gören Muhammed Nebhanî:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rahat oturun, der Efendi Hazretleri ve ihvânı oturuşlarını değiştirmeden:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz böyle daha rahatız, derler, Nebhânî de bu edeb karşısında:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edeb, Türklerde dir, demekten kendini alamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalb-i Selîm&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sohbetlerinde sık sık "O gün kalb-i selîm'den başka ne evlâd, ne mal; hiçbir şey fayda vermez." (Şuarâ Süresi: 88-89) ayetini okuyarak kalb-i selîmi îzah ederlerdi. O'nun tefsirine göre kalb-i selîm, ne incinen, ne de inciten kalbdi. "İncinmemek incitmemekten daha zordur. Çünkü incitmemek eldedir amma incinmemek elde değildir," derlerdi. Ve ilâve ederlerdi: Fakir hiç kimseden incinmem ve kimseyi incitmemeye çalışırım." Gerçekten de bir asra yaklaşan ömrü boyunca O'nun hiç kimseyi incittiği görülmemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapısına gelen herkesi kabul edip onlarla görüşmek onlara iltifat ve ikramlarda bulunmak adetleriydi. Bir defasında ziyaretine gelenlere bir yakîninin: "Efendi'nin istirahata ihtiyacı var" diye geri çevirmesine muttali olunca:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Burası Hak kapısıdır. Kimse geri çevrilmez. Hem de ihvanın kötüsü olmaz, buyururlar. Bu tavır, onun insana ve müslümana verdiği değerin en güzel ifadesidir. Torunu yaşındakilere bile hitab ederken isimlerinin sonuna Efendi, Bey sıfatlarını ekleyerek konuşması aynı anlayıştan kaynaklanmaktadır. H. Sâmi Efendi, kendini Allah'a ve Allah'ın kullarına hizmete adamış bir Hakk dostu idi. Daha sülûkünün ilk yıllarında "Yaratılanı Yaratan'ından ötürü sevmek" esasına bağlı kalarak, hizmeti sohbete, gayreti de himmete vesile bilerek şevkle çalışırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nitekim Kelâmî dergâhı bağlılarından Cide müftüsü H. Hüseyin Efendi'ye yaptığı hizmetler her türlü takdirin fevkindedir. Kelamî dergahında bulunan H. Hüseyin Efendi son zamanlarında hastalanır. Hastalığının şiddeti her geçen gün artar. Ve nihayet Müftü Efendi yatağından kalkamaz olur. Müridân birer hafta nöbetleşe bakmaya başlarlar. Hastalığın şiddeti daha da artırınca acele ailesine bir telgraf çekilmesi kararlaştırılır. Bu haberi duyan o zamanlar dergahın en genç müridi bulunan Sami Efendi mürşidi Es'ad Efendi'ye:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Efendim, müsaade buyurursanız da Müftü Efendi'ye ben baksam ve âilesine telgraf çekilmese, der. Es'ad Efendi de bu teklifi memnûniyetle kabûl eder. H. Sami Efendi bundan sonra tam on sekiz ay Müftü Efendi'ye en güzel şekilde hizmet ederler. Görenler onun bu hizmetine imrenirler. Müftü Efendi de yaşlı gözlerle:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Allah'ım! Bana ne ihsanda bulunmuşsan hepsini Sami Efendi'ye bağışlıyorum, diye münacâtta bulunur. Ve Es'ad Efendi ile görüştüklerinde de:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sami Efendi evladımız, bize hizmette inşallah Hakk'ın rızasına erdi, diye tebşiratta bulunur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında hayli zamandan beri dergahtaki hizmetlerin ekserisi bu genç ilmiyeli derviş tarafından görülmekte imiş meğer. Gece herkes yatağına yattığında o, gizlice kalkar, yapılacak hizmetleri ifâ eder, her tarafı temizler, suları ısıtır ve öyle yatağına yatarmış. Nitekim Cide müftüsü Hüseyin Efendi, sağlıklı zamanlarında erken kalkmaya çalışıp bu hizmetlerin kimin tarafından yapıldığını öğrenmek istermiş. Fakat ne mümkün. Bir sefer akşamdan yatmamağa karar vererek bir kenara gizlenmiş. Yatağından kalkıp bu hizmetleri gören Sami Efendi tam çöp tenekesini alacağı sırada Hüseyin Efendi tenekeyi kapar ve:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Evladım bu hizmeti de fakîre müsaade buyur, der.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sami Efendi nezaketle almak isterse de Hüseyin Efendi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Allah aşkına bırak deyince Sami Efendi de bu hizmeti ona bırakır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İrşad vazifesiyle memleketi Adana'ya gönderildiğinde oradan İstanbul'a mürşidine hediyeler göndermek adetiydi. Fakat o, hediyelerinin bizzat kendi elinin emeği olmasına büyük itina gösterirdi. Rivayete göre ekinler biçildikten hasad toplandıktan sonra tarlalara gider, yerlere dökülen başakları toplar, onları güzelce bulgur yapar ve İstanbul'a gönderirdi. O'nun bu hâline muttali olan babası:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Oğlum, benim ambarlarım buğday oldu. Niçin Efendi'ne onlardan göndermiyorsun? dedi. O da:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- O kapıya lâyık olan el emeği, göz nurudur, buyururlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;H. Sami Efendi Hazretleri kendisini sevenleri ve bağlılarını eski kültürümüze ve bâ-husûs eski harflerle okuyup yazmayı öğrenmeye sevk ederlerdi. Hatta bu yüzden son yıllara kadar eserlerini yeni harflerle neşre müsaade etmemişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca kendileri iyi derecede Fransızca bildikleri halde Batı kökenli kelimelerin Türkçe'de kullanılmasından hoşlanmazlar, böyle Fransızca veya Latince asıllı kelimeleri asla kullanmazlardı. Mesela ilaçların isimlerini bile Latince adıyla değil, kendilerinin ona taktıkları bir ad veya sıfatla zikrederlerdi. Kırmızı hap, pembe şurup gibi. Bu davranış lisanda özenti merakıyla Batı kökenli veya uydurma kelime kullanmayı itiyad edinenlere bir ibrettir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sohbetlerinde bir ara Rûhûl-beyan Tefsirinden naklen köpeğin on hasletinden ısrarla bahsetmişlerdi de (bk Musahabe VI) hal sahibi bir ihvan "Biz henüz köpeğin mertebesine gelemedik" demekten kendini alamamıştı. Sohbetlerinde nefs düşmanının insana kurduğu tuzaklardan bahseden ve ihsana nefislerinin tehlikesinden korunabilmek için şunları tavsiye buyururlardı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1-Açlık ve az yemek, oruca devam,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2-Az uyumak ve teheccüde devam,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3-Huşû ile ibadet, mânâsını düşünerek Kur'an okumak,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4-Zikr-i daim içinde bulunmak,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5-Salih ve sadıklarla beraber olmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sâmi Efendi, daima huzûr-i ilahîde bulunduğu ve her nefesinin son nefesi olabileceği düşüncesiyle daima abdestli bulunmaya ve abdest üstüne abdest almaya büyük itina gösterirdi. Nitekim onun muhasebesini tuttuğu bir zatın tesbitine göre Efendi defterleri abdestli yazardı. Yazma işi bitince defterleri kaldırır, abdest alır, biraz Kur'ân okurdu. Az sonra ezan okununca bu sefer namaz için tekrar abdest alırlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onun irşaddaki usûlü Nebevî üslûpta idi. insanların kusurlarını yüzlerine vurmaz, hatalarından dolayı onları azarlamaz ve hele nefsi için hiç kızmazdı. Onlara örnek olmak sûretiyle irşad etmeyi tercih ederdi. İrşadda en geçerli yol da budur. Çünkü irşad halkaları merkezden muhite doğru yayılır. "Önce nefsinden başlamak' esastır. Hiç kimseye açıkça "şunu yap, şunu yapma" demez, dolayısıyla bunu ihsas ettirmeye çalışırdı. Hiç kimseye "Bizden ders al, bizim sohbetimize katıl gibi emirler vermezdi. Hatta kendileri dikkat çekecek, fitne uyandıracak ve riyâya dâvetiye çıkaracak şekle müteallik şeylerden husûsiyle sakınırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak yakınlarını helal kazanca, faize bulaşmamaya teşvik ederler, bazan bunu samimi bulduklarına açıkça söylerlerdi. Değilse dolaylı olarak ifade buyururlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şöhretten ve aşırı hürmetten çok rahatsız olurlardı. Nitekim İstanbul Tahtakale'de çalıştığı yıllarda önceleri öğle ve ikindi namazlarında Rüstempaşa ve Marpuççular camilerine cemaata devam ederlerdi. Camide kendisini tanıyanların aşırı tâzim ve hürmeti onu rahatsız etmiş, bilâhare bu namazları yazıhanede kılmaya başlamışlardır. Yalnız, ihvâna;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Siz cemaata devam edin, o şeref ve faziletten mahrum kalmayın, buyurmuşlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Reisü'l-kurra ve hâdimu'l-Kur'ân Gönenli Mehmed Efendi onun hakkında "Sâmi Efendi bu ümmetin en büyüğü idi. Başka ne söylense boştur " demişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ali Yakub Hoca Efendi de:"Takva bâbında bütün evsâfıyla selef-i salihin zâhid ve âbidlerini andıran bu zatın kemâlât-ı mâneviyesi hakkında söz söylemek bizim gibi naçîz bir abdı acizin kârı değildir." der.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mâhir İz Hoca Efendi, gördüğü bir rüya üzerine muhıbb ve bağlıları arasına katıldığı H. Sâmi Efendi Hazretleri hakkında "O Hazreti Sami'dir. Biz devri pâdışâhîden beri neler gördük, fakat böylesine tesadüf etmedik" diyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bekir Haki Efendi de Sâmi Efendi'yi sevip takdir edenlerdendi ve Sâmi Efendinin bir sohbetinden dönerken şunları söylüyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bu zenginleri saatlerce diz üstü sessizce oturtmak. Boğazdan gelen bir gemiyi Sarayburnu'nda bağlamaktan daha zordur. Bizler bu işi yapamayız. Bunu ancak Sâmi Efendi yapabilir."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bekir Haki Efendi belki bunları söylerken Es'ad Efendi'nin Sâmi Efendi'ye verdiği icazetnamede çizdiği irşad stratejisinden habersizdi. Es'ad Efendi şöyle diyordu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İcazetnamede "Ne ticaret, ne de alışverişin Allah'ın zikrinden alıkoyamadığı kimseler vardır." (Nur, 37) ayeti celîlesinin ilan hükümlerine vakıf olan muhterem ihvanımıza arz edebilirim ki, bâtınını tasfiye ve nefsim tezkiyeye talib olanların... Sâmi Efendi'nin sohbetlerine devam ve açıklayacağı usûl ve adaba gösterecekleri gayret ve ihtimam sayesinde bu isteklerine kavuşacaklarda şüphe yoktur. " (Mektubat, 134 Mektup sh. 361)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15365815-113925608208830649?l=sadiyka.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sadiyka.blogspot.com/feeds/113925608208830649/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15365815&amp;postID=113925608208830649' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/113925608208830649'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/113925608208830649'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sadiyka.blogspot.com/2006/02/mahmut-sami-ramazan-olu-ks.html' title='MAHMUT SAMİ RAMAZAN OĞLU K.S'/><author><name>sadiyka</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05940548867634181826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15365815.post-113925553081127649</id><published>2006-02-06T21:40:00.000+02:00</published><updated>2006-02-06T21:52:10.856+02:00</updated><title type='text'>MUSA EFENDİ K.S</title><content type='html'>Musa Topbaş 1917 (1333) yılında Konya’nın Kadınhanı ilçesinde dünyaya geldi. Tüccârândan Ahmed Hamdi Efendi’nin oğludur. Büyük dedesi Topbaşzâde Ahmed Kudsî Efendi, Mevlânâ Halid-i Bağdâdî hulefâsındandı. Babasının işi sebebi ile İstanbul’a yerleştikleri için Mûsâ Efendi’nin çocukluğu ve hayatı İstanbul’da geçti. İlk eğitimine Erenköy’deki Fransız mektebinde başladı, daha sonra Nuruosmaniye’deki İnkılap Lisesinde devam etti. Orada iki yıl kadar okuduktan sonra ayrıldı. Ailesinin dînî bir eğitim almasını istemesi sebebiyle, Elmalılı M. Hamdi Yazır’dan Kur’an ve din dersleri okudu. Bir ara Âyân Meclisi âzâsı Mustafa Âsım Yörük Hoca’dan eski usülde Arapça ve dînî bilgiler aldı. Prof. Angel isimli bir Mûsevî’den dört beş yıl kadar özel Fransızca dersleri gördü. Fransızca’sını bu dilden tercüme yapacak seviyeye getirdi. Nitekim onun imzâsıyla yayınlanmış bir Fransızca kitap da bulunmaktadır. Küçük yaşlardan itibâren güzel sanatlara özellikle hüsn-i hatta meraklıydı. Hattat Hâmid Aytaç’dan hatt dersleri aldı. Hatt ile meşgul olduğu dönemde oluşturduğu zengin hatt koleksiyonunu tasavvuf yoluna girince “kalbimi meşgul etmesin” düşüncesi ile çevresindeki hatt meraklılarına dağıttı. İlim ve hizmet özellikleri ile tanınan Topbaş âilesi, âilenin İstanbul’daki ilk büyüğü Ahmed Hamdi Efendi’den itibâren dînî ve ilmî muhitlerin destekçisi oldu. Elmalılı M. Hamdi Yazır ve Âyân âzâsı Mustafa Âsım Efendi gibi âlimlere maaş tahsis ederek sıkıntılarını gidermeye çalıştı. Daha sonraki dönemlerde ailenin büyükleri İlim Yayma Cemiyetinin kuruluşunda ve hizmetlerinin devâmında müessir rol oynadı. Mûsâ Efendi gençlik yıllarında Bekir Hâkî Efendi, Ali Yektâ Efendi ve Ömer Nasûhî Bilmen gibi devrin önemli âlimleri ile görüşür, ziyâretlerine giderdi. İstanbul’a geldiği zamanlarda Bediuzzaman Said Nursî’ye de arabasıyla hizmet ettiğini kendisi anlatırdı. Sultanhamamı’nda babası Ahmed Hamdi Efendi ile başladığı ticarî hayâtını, kardeşleri ile sürdürdü. Daha sonra kardeşleri ile tekstil sanayine yöneldi. 1970 yılına kadar fiilen ticaret ve sanayiin içinde bulundu. Tasavvufî ifadesiyle “halvet der-encümen” temel esası çerçevesinde iş hayatı ile mânevî hizmetleri birlikte yürüterek “el kârda, gönül yarda” ilkesini kendi hayatında fiilen gerçekleştirdi. 1970 yılından sonra sanayi ve ticaret işlerini oğullarına devrederek kendisini tamamıyla hizmete verdi. Vâkıa yine de ticarî hayattan bütünüyle kopmadı. Kardeşi ve oğullarının yönettiği fabrikasının üretimi ve ticârî işleri ile yakından ilgilenirdi.Mûsâ Efendi’nin hayatında en büyük değişiklik Ramazanoğlu M. Sami Efendi’yi tanıdıktan sonra gerçekleşmiştir. Kendisi ile ilk defa 1950 yılında Bursa’da tanıştı. Bu tanışmadan sonra zaman zaman Sami Efendi’nin ziyaretine gitse de esas intisabı 1956 yılındadır. Kendisi manevi tecrübesini ve intisabını şöyle anlatır: “Muhterem Üstâdımızın huzûr-i âlîlerine girdiğimizde tasavvufa dair hiçbir malumatım yoktu. Bize evrad verecekler yapacağız, o kadar sanıyordum. Manevi terakkî gibi şeyleri bilmiyordum. Maneviyatı zâhirî ders gibi telakki ediyordum… Oysa kalbe kuvvetli bir aşk aşısı yapılıyor. Sâlik zeki ve anlayışlı ise onun farkına varıyor, kıymetini biliyor ve o hali muhâfaza ile terakkî ediyormuş”. Sami Efendi’yi tanıdıktan sonra hizmete ve insanlığa bakışı daha derin bir anlam kazanan Musa Efendi 1980 yılında Erkam Yayınlarının kurulmasına öncülük etti. 1986 yılında da Altınoluk dergisinin çıkarılmasına ön ayak olduğu gibi, aynı yıl Üsküdar’da Aziz Mahmûd Hüdayi Vakfının kuruluşuna maddî ve mânevî katkılar sağladı.Kendisi başlı başına bir müessese ve vakıf gibiydi. Hayır hizmetlerinin her türü için ayrılmış fonu vardı. Kitap, yetimler, hastalar, cami ve okul yapımı için ayrılmış tahsisatı bulunurdu. Bu fonlardan her birini bir seveni vasıtasıyla yürütür ve kendisi de kontrol ederdi. Kitap fonunu kitap almaya mali gücü olmayan, okumaya meraklı kişilerle pek çok insanın istifade edebileceği kütüphaneler için kullandırırdı. Yetimler fonunu ebeveyninden birini kaybetmiş okumaya istidadlı, bilhassa hafız gençler için tahsis ederdi. Nitekim Bosna-Hersek zulmünün devam ettiği günlerde bu savaşta ebeveynlerini kaybeden Boşnak çocukları için bir yetimler yurdu tesisine öncülük etmiş, ancak bürokratik engeller sebebiyle maalesef bu yetimler Türkiye'ye getirilememişti. Hasta ve ilaç fonunu ise hastanelerde parası olmayan hastalara ilaç, ameliyat ve tedavi masraflarına katkıda bulunmak üzere sarf ettirirdi. Cami ve okul inşaatı için de özel bir fonu bulunur, bunu da camisi ve okulu bulunmayan yer ve yöreler için ayırırdı.Hastalar ve yaşlılar onun merhametini en çok celbeden kesimdi. 1987 yılında evlerinden ve yuvalarından olmuş yaşlı ihtiyarlar için: "Bunlar haklarında Allah'ın üff bile demeyin buyurduğu kimselerdir." aslında bunları evlerimizde barındırmalıyız. Madem bunu yapamıyoruz, öyleyse onlara yuva sıcaklığında hizmet verecek huzur yurtları kurmalıyız, demiş ve Hüdayi Vakfına bağlı olarak tesis olunan huzur yurdunun kuruluş masraflarını bizzat kendisi ve yeğenleri karşılamıştı. Yoksul hastalar için bir poliklinik ve bir hastane açarak onların acılarını paylaşmak arzusundaydı. Bu maksatla gerçekleştirilen polikliniğin açılışında onun yüzündeki mutluluk ve heyecan herkesi sevindirmişti. Polikliniğin hizmetlerini takib için zaman zaman ziyârete gelmesi ve hizmetleri görmesi ona hazz veriyordu.İnsanların gençlik çağlarından itibaren güzel alışkanlıklar kazanmasına özen gösterirdi. On beş yıl kadar önce Topbaş âilesinin çocukları için bir özel eğitim başlatmış ve onlara harçlıklarından infâk ve hediye için mutlaka pay ayırmalarını söylemişti. Hattâ onların bu iş için bir defter tutmalarını ve harçlıklarından infâka ayırdıkları miktarı yazıp kendisine göstermelerini çocuk rûhunun anlayıp algılayacağı bir üslûpla öğretmeye çalışmıştı.Onun şefkat ve merhameti sessiz ve derinden her türlü ehl-i derde ulaşırdı. Şairin dediği gibi: "Dert çok, hemdert yok, düşmen kavî, tâli' zebun." düşmanın zalim, derdin çok ve talihin yaver gitmediği zor zamanlarda onun şefkat eli Hızır gibi yetişirdi. Hem de adını vermeyen isimsiz bir kahraman olarak. Yakın dönemlerde Afganistan ıstırabını, Bosna sancısını, Çeçenistan sıkıntısını, Kosova sızısını ve Filistin acısını yüreğinde hissedip himmetini esirgemeyen oydu. Bir sohbet meclisinden sonra Bosna-Hersek'teki yaraların sarılması için yardım toplanmıştı. Herkes kendi adına belli bir yardımda bulunduğu sırada o, büyük bir meblağ uzatmış ve: "Bir dostun buraya verilmek üzere fakîre emâneti!" diyerek takdim etmişti. Orada bulunanların çoğunda, verilen bu paranın meclise gelmemiş bir şahsın gönderdiği yardım intibaı uyandı. Ancak onun emanet dediği kendi malı, dost dediği de Allâh'tı...Endonezya'da ekonomik sıkıntıyı istismar eden Batılı bazı devletlerin misyonerler aracılığıyla oralara girmesi ve kiliseler inşa ederek Hıristiyanlığı yaymaya çalışması söz konusu olduğunda "Şimdi dil bilen insanlar olsa da oralara gönderilebilse.." diyerek teessürünü ifade etmişti. Yaptığı hizmetlerin faili imiş gibi görünmesinden rahatsız olur, maslahat gereği kendisi ile alakalı bir şey anlatacağı zaman daha çok meçhul sîgası kullanırdı. "..şöyle şöyle yapıldı, filan yere gidildi" derdi. Onun üzerinde çok durduğu meselelerden biri de günümüzün en yaygın hastalığı olan ferdiyetçi yaşamaktı, içtimâîleşme zarûretine verdiği önemdi. Sohbetlerinde dâimâ Hz peygamberin ashab-ı kirama sorduğu “Bugün Allah için bir yetim başı okşadın mı? Bir hasta ziyaretine gittin mi? Bir cenaze teşyiinde bulundun mu?” hadisini sık sık gündeme getirirdi. Her sene örf haline getirdiği toplu düğünlerde birçok gencin mutlu bir aile yuvası kurmasına vesile olur, bu gençlere maddi olarak da yardımda bulunurdu. Ayrıca hem Türkiye’de hem de Medine’de Ramazan aylarında iftar sofraları kurdurur, iftar sevincini Müslümanlarla paylaşırdı. O, Hakk'ın cemâl sıfatına mazhar bir güzel insandı. Hem surette, hem sirette güzeldi. Hâli, kâli ve ahlâkı ile mükemmeldi. Yaradanına açık gönlünde, herkese yer vardı. Nebatattan hayvanata, oradan insanlara ulaşan bir sevgiydi bu. Her türlü güzelliğin çiçek açtığı gönlünde çiçeklerin ve güzellik timsali güllerin ayrı bir yeri vardı. Onları şefkatle seyreder, sevgi ile büyütürdü. Evinin bahçesindeki kediler ve köpekler bile ayrı bir şefkate mazhardı. Birbirlerinin hasmı olan bu iki cins, ondan gördükleri şefkatle husumeti unutmuşlar, adeta kardeş olmuşlardı. Kedi ile köpeğin birbirlerini yaladıkları onun bahçesinde çok görülmüştür.Ona göre tasavvuf demek sadece ibadet hayatı manasına gelmezdi. İnsanlığa ve canlılara hizmet onun hem hayatında hem de terbiye sisteminde muazzam bir ehemmiyete sahipti. Fakir fukaranın hasta olanları için açılmasına vesile olduğu Hüdayi kliniğine hastalığı sebebi ile bedenen hizmet edemediği için üzülür: “-Gücüm yerinde olsa, gider hastalara bil-fiil hizmet ederdim.” derdi.Musa Efendi’ye göre tasavvufun gayesi kalbi olgunlaştırmak ve insanı Hakk’a vâsıl eylemektir. “Tasavvuf bir derya, çok dereceleri var. Mesela, kalp, ruh, sır hafi, ahfa diye gidiyor, muhabbetle bitiyor. Ama o kâfî mi? Hayır kafî değil. İlla Fahr-i Kainat Efendimiz’in ahlakıyla ahlaklanmak, edebiyle edeplenmek. Yani her an Cenab-ı Hak’la beraber olabilmek”. Tasavvufun aslı istikamet üzere olmaktır. Çok insan istikamet ehlidir ama onlara keramet verilmemiştir. Aksine bazen de istikamet ehlinin daha alt seviyesinde bulunanlardan keramet sadır olabilir. İstikamet Cenab-ı Hakk’ın emirlerini yerine getirmek, ahlakî bakımdan durumunu düzeltmektir. Musa Efendi hizipçiliği kalp eğitimi almamış, noksan kalmış insanların bir hastalığı olarak görürdü. Kalp olgunlaşmış olsa ne hizipçilik kalır, ne de Müslümanlar arasında ihtilaflar. Bir güzel herkes birbirini bağışlayıverir. Diyelim ki hayırlı bir iş var; “Efendim illa ben” yok. Kabiliyetli ise ona bırak, sen de onun muavini gibi çalış. Yani yol sarih. Herkes onu yapamıyor. “Ene” mani oluyor. Ama tasavvufun tam zevkini alanlar müstesna. Ayrıca ona göre hizmete giren kimse şöhretten kaçınmalıdır. İslam yolunda yapılan bazı fedakarlıklar insanı gurura sevk etmemelidir. O, mânevî yolun bütün büyükleri gibi ne dünyâyı ne ukbâyı istedi. Sadece Allâh'a yöneldi. Cümle lezzetleri ifnâ ederek, gerçek lezzetin mârifetullâh olduğunun idrâki içinde yaşadı. Hiçbir meşguliyet, onu Hakk ile beraber olmaktan alıkoymadı. Âhıret amelini dâimâ dünyâ ameline takdim etti. Gönlü, nisan yağmuru damlalarından iri inciler peydâ eden sedefler gibiydi.Son günlerini büyük hastalıklar içinde geçiren Musa Efendi’nin en zor zamanlarında bile dilinden sadece Allah kelimesi dökülmüş, böylece zikir terbiyesinin en güzel örneğini sunmuştur. Ömrünün son üç yılında ve bilhassa vefatına yakın aylarda sıhhî iptilâ ve sıkıntılar, üst üste geldi. Evvelâ böbreklerini kaybetti. Devam eden iptilâlarla ıstırap, halsizlik ve dermansızlıktan konuşamaz hale gelmişti. Buna rağmen bütün gücüyle "Allâh, Allâh..." diye zikir hâlindeydi. 16 Temmuz 1999 Cuma günü Cuma ezanları okunurken Hakk’ın rahmetine kavuştu. Mustafa Kara, Musa Efendinin vefatına şöyle tarih düşmüştür.Gönül bu, iki heceEsrarlı bir bilmeceTarihin üçler dediVâh "ŞAM-I HATM-İ HÂCE"Hayatın mânâsını bilir sahib-i iz'an Kalblerin esrarını çözer sahib-i ihsanBir ney çıkıp söylesin vefatın tarihiniİki anahtar lâfız, işte "HUZUR VE İRFAN"Musa Efendi’nin ömrünün son demlerinde hasta yatağında ara sıra gözünü açıp yakınlarıyla göz göze geldiği anlarda dudaklarından dökülen bazı sözleri: -Bütün mahlûkatı sevdim. Hayvânâtı, nebâtâtı sevdim. Her şeyi, herkesi sevdim. Bir insan yanlış söylese de onu yine sevmek lazım. Allah düşmanları müstesnâ. -Hizmetle yorulan hizmetle dinlenir.-Merhamet her şeyin başıdır.-Dünya da boş, ukbâ da; illa Hakk’ın rızâsı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15365815-113925553081127649?l=sadiyka.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sadiyka.blogspot.com/feeds/113925553081127649/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15365815&amp;postID=113925553081127649' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/113925553081127649'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/113925553081127649'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sadiyka.blogspot.com/2006/02/musa-efendi-ks.html' title='MUSA EFENDİ K.S'/><author><name>sadiyka</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05940548867634181826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15365815.post-113925474980459017</id><published>2006-02-06T21:37:00.000+02:00</published><updated>2006-02-06T21:39:09.826+02:00</updated><title type='text'>SİLSİLE-İ ŞERİF</title><content type='html'>Hâlık-ı arz u semâya eyleriz hamd ü senâ&lt;br /&gt;Ahmed-i Muhtâr'ı kıldı âleme nûr-ı hüda&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hazret-i Sıddîk u Selmân, Kâsım u Ca'fer gibi&lt;br /&gt;Eylemiş neşr-i hakîkat Bâyezîd-i reh-nümâ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bü'l-Hasen zât-ı mükerrem Bû Ali kân-ı kerem&lt;br /&gt;Yûsuf-i vâlâ-şiyem sâlâr-ı ceyş-i asfiyâ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hâce Abdü'l-hâlik oldu Ârif ü Mahmûd'a pîr&lt;br /&gt;Şeyh Alî, Baba, Külâl etti cihânı rûşenâ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vâris-i taht-ı tarîkat şâh-ı âlem Nakşbend&lt;br /&gt;Eyledi Hâce Alâu'd-din'i halka pîşuvâ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oldu Ya'kûb'e Ubeydullâh-ı Ahrârî halef&lt;br /&gt;Hazret-i Zâhid'le geldi âleme zevk u safâ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nûr-i ceşm-i ma'rifet Dervîş Muhammed, Hâcegî&lt;br /&gt;Feyz-i Bâkî'le cihân-ı ma'nevî buldu bakâ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hazret-i Ahmed müceddid Urvetü'l-vüskâ olup&lt;br /&gt;Şeyh Seyfü'd-dîn ü Seyyîd Nûr'a nûr-ı i'tilâ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şâh-ı Mazhar şâh-ı Abdullâh-ı pîr-i Dehlevî&lt;br /&gt;Hazret-i Hâlid'le oldu kalb-i sâlik pür-zıyâ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seyyid-i âlî-neseb Tâha'l-Hakkarî'den sonra&lt;br /&gt;Pîrimiz Tâha'l-Harîrî oldu kutbi evliyâ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eyleriz arz-ı dehâlet dergeh-i sâdâta biz&lt;br /&gt;Es'ad u ihvân-ı dîne mağfiret kıl ey Hudâ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sâmî dostun hürmetine ey Cenâb-ı Kibriyâ&lt;br /&gt;Cümle ihvânı cemâlinle Cinânda kıl beka&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Feyz-i Carî Hazret-i Musâ ki, ol sahib vefâ&lt;br /&gt;Pek sahî Hayrü'l-Halef Osman Nuriyy-î pür hayâ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve sallellahu alâ Seyyidina Muhammedin Nûr'in Nûr&lt;br /&gt;Sübhânel Meliki'l-Azizi'l-Kadir'il-Gafûr&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15365815-113925474980459017?l=sadiyka.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sadiyka.blogspot.com/feeds/113925474980459017/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15365815&amp;postID=113925474980459017' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/113925474980459017'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/113925474980459017'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sadiyka.blogspot.com/2006/02/silsile-i-erif.html' title='SİLSİLE-İ ŞERİF'/><author><name>sadiyka</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05940548867634181826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15365815.post-113260780222004906</id><published>2005-11-21T23:15:00.000+02:00</published><updated>2005-11-21T23:16:42.230+02:00</updated><title type='text'>DOST DEDİĞİN</title><content type='html'>&lt;span class="postbody"&gt;"Dost dediğin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevilecek biri olmadığın zamanlarda  bile seni sevmeli...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sarılıcak biri olmadığın zamanlarda bile sana  sarılmalı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dayanilmaz olduğun zamanlarda bile sana dayanmalı... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dost dedigin ; Fanatik olmalı ;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün dünya seni üzdüğünde sana  moral vermeli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güzel haber aldığında seninle dans etmeli,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve  ağladığında, seninle ağlamalı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama hepsinden daha çok ;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dost  matematiksel olmalı ;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevinci çarpmalı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üzüntüyü bölmeli... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçmişi çıkarmalı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yarını toplamalı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalbinin  derinliklerindeki ihtiyacı hesaplamalı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve her zaman bütün parcalardan  daha büyük olmalı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;işi bitince seni bir tarafa atmamali"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15365815-113260780222004906?l=sadiyka.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sadiyka.blogspot.com/feeds/113260780222004906/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15365815&amp;postID=113260780222004906' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/113260780222004906'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/113260780222004906'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sadiyka.blogspot.com/2005/11/dost-dediin.html' title='DOST DEDİĞİN'/><author><name>sadiyka</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05940548867634181826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15365815.post-113154279324484700</id><published>2005-11-09T15:25:00.000+02:00</published><updated>2005-11-09T15:26:33.256+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: center;" align="center"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: 36pt; font-family: Script;" lang="DE"&gt;Bir kivilcim düser önce, &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;   &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: center;" align="center"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: 36pt; font-family: Script;" lang="DE"&gt;Büyür yavas yavas, &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;   &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: center;" align="center"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: 36pt; font-family: Script;" lang="DE"&gt;Bir bakarsin volkan olmus,yanmissin arkadas.... &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;   &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: center;" align="center"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: 36pt; font-family: Script;" lang="DE"&gt;Dolduramaz boslugunu ne ana, ne kardas, &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;   &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: center;" align="center"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: 36pt; font-family: Script;" lang="DE"&gt;Bu en güzel, bu en sicak duygudur arkadas.... &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;   &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: center;" align="center"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: 36pt; font-family: Script;" lang="DE"&gt;Ortak olmak her sevince, her derde kedere, &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;   &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: center;" align="center"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: 36pt; font-family: Script;" lang="DE"&gt;Ve yürümek ömürboyu, &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;   &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: center;" align="center"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: 36pt; font-family: Script;" lang="DE"&gt;Beraberce elele.... &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;   &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: center;" align="center"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: 36pt; font-family: Script;" lang="DE"&gt;Olmasin hiç, &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;   &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: center;" align="center"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: 36pt; font-family: Script;" lang="DE"&gt;O ta içten gülen gözlerde yas, &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;   &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: center;" align="center"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-size: 36pt; font-family: Script;" lang="DE"&gt;bir gün yollarimiz ayrilsa bile seninle arkadas....&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15365815-113154279324484700?l=sadiyka.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sadiyka.blogspot.com/feeds/113154279324484700/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15365815&amp;postID=113154279324484700' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/113154279324484700'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/113154279324484700'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sadiyka.blogspot.com/2005/11/bir-kivilcim-dser-nce-byr-yavas-yavas.html' title=''/><author><name>sadiyka</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05940548867634181826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15365815.post-113153234869254993</id><published>2005-11-09T12:17:00.000+02:00</published><updated>2005-11-09T12:32:28.706+02:00</updated><title type='text'>EYY EN SEVDALIM</title><content type='html'>SEN GÖNÜLLER DEKİ SULTAN&lt;br /&gt; SEVDASIYLA YAKANSIN&lt;br /&gt; GÖZ YAŞIMI DAMLA DAMLA&lt;br /&gt; ARDINDAN AKITANSIN EYY NEBİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; SEN GÖNÜLLERE FERMAN&lt;br /&gt; YARELERE DERMANSIN&lt;br /&gt; GÖNÜL BAHÇELERİNDE&lt;br /&gt; NAZLI NAZLI AÇANSIN EYY PEYGAMBER&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; SEN GULLERIN GUZELI&lt;br /&gt; SEVDANIN TAA EZELI&lt;br /&gt; YUREKLERIN SESI&lt;br /&gt; HAYKIRAN SEVDASISIN EY CANIM AHMED&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; SEN AŞIKLARIN AŞKI&lt;br /&gt; YETİMLERİN BABASI&lt;br /&gt; KARANLIĞIN UMUDU&lt;br /&gt;Ö TELERDE IŞIKSIN EYY MUSTAFA&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; SEN YUREĞİMİN GÜLÜŞÜ&lt;br /&gt; KALP DAMARIMIN ATIŞI&lt;br /&gt; SEN GÖZLERİN ARADIGI&lt;br /&gt; OZLEDIGI YARSIN EYY MUHAMMED&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; SEN ALLAHIN ELÇİSİ&lt;br /&gt;İSLAM-IN HABERCİSİ&lt;br /&gt; MÛMİN'LERİN EFENDİSİ&lt;br /&gt; GÖZLERİN REBGİSİN EYY EN SEVGİLİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; SEN EN SEVDALI&lt;br /&gt; SEN EN SEFKATLİ&lt;br /&gt; SEN YARALIMI YARALI&lt;br /&gt; CANIMDAKI CANANSIN EYY EN SEVDALIM&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÖZLÜYORUM SULTANIM...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15365815-113153234869254993?l=sadiyka.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sadiyka.blogspot.com/feeds/113153234869254993/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15365815&amp;postID=113153234869254993' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/113153234869254993'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/113153234869254993'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sadiyka.blogspot.com/2005/11/eyy-en-sevdalim.html' title='EYY EN SEVDALIM'/><author><name>sadiyka</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05940548867634181826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15365815.post-113115123359822540</id><published>2005-11-05T01:47:00.000+02:00</published><updated>2006-01-09T21:13:11.646+02:00</updated><title type='text'>BİR BİLSEN BABA NASILDA ÖZLEDİĞİMİ SENİ</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:'Comic Sans MS';font-size:12;color:green;"&gt;ISSIZ GECELERIMDE&lt;br /&gt;HAYALINE KAPILIYORUM SESSIZCE&lt;br /&gt;BABAM!HANİ BANA DEMİŞDİN YA&lt;br /&gt;BEN ARKAMDA GÖZÜYAŞLI KİMSE BIRAKMAK İSTEMEM&lt;br /&gt;SIMDI OLSAYDI DIYORUM&lt;br /&gt;SİLSEYDİ GÖZ YAŞIMI&lt;br /&gt;HANİ BİR CAN DİYİŞİN VARDI BABA&lt;br /&gt;YİNE BABA DEDİYİMDE CAN DESEYDİN&lt;br /&gt;OKŞASAYDIN SACLARIMI&lt;br /&gt;BU KADAR ERKEN GITMESEYDIN DE&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AH! BIR BILSEN SENI NE COK ÖZLEDIM&lt;br /&gt;GÜLÜSÜNU, MIS KOKUNU ÖZLEDIM,&lt;br /&gt;INAN O COCUK RUHUMLA&lt;br /&gt;YURT DIŞINDAN GELİŞİNİ BEKLER GİBİ BEKLEDİM&lt;br /&gt;HA GELDİ GELİCEK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BİR BİLSEN BABA NASILDA ÖZLEMLE BEKLEDİĞİMİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GÖRDÜGÜM HER AK SAKALLI ADAMI,&lt;br /&gt;SEN SANDIM ZAMAN ZAMAN....&lt;br /&gt;KARSIMDASIN GÖRDÜM ZANNINA KAPILDIM BAZI AN&lt;br /&gt;AMA KAYBOLDUN DUMAN DUMAN..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BIR BILSEN BABAM !&lt;br /&gt;BU YETIMLIK NE YAMAN...&lt;br /&gt;KISKANIYORUM BABA DİYENLERİ&lt;br /&gt;KISKANIYORUM BABALI OLANLARI..&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:'Comic Sans MS';font-size:12;color:green;"&gt;SEN GIDELI SEVMIYORUM BAYRAMLARI BABA&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:'Comic Sans MS';font-size:12;color:green;"&gt;HER BAYRAM VARYA BABACIM ,&lt;br /&gt;HER BAYRAM KAHROLUYORUM,&lt;br /&gt;SANKI DERIN COK DERIN....&lt;br /&gt;DIPSIZ KUYUKARDA BOGULUYORUM.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HELE O O İLK GÜNUN SABAHI VARYA&lt;br /&gt;KELİMELER BİLE KÂFİ GELMİYOR ANLATMAYA&lt;br /&gt;ANNEMİN GÖZLERİNE BAKAMIYORUM&lt;br /&gt;ÖYLESİNE AKACAKMIŞ GÖZ YAŞIM BİR PIRAR MİSALİ GİBİ&lt;br /&gt;AMA MERAK ETME SEN ÇOK İYİ SAKLIYORUM HİSLERİMİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SIMDI SENIN YANINDA OLABILSEYDIM...&lt;br /&gt;SADECE RÜYAMDA DEGIL&lt;br /&gt;HER AN YANIMDA GÖREBILSEYDIM,&lt;br /&gt;DOYASIYA SARILSAYDIM O ŞEVKAT KOKAN BEDENİNE&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İÇİMDE KALAN BİR ÖZLEM VAR BİLİYORMUSUN BABA&lt;br /&gt;VEDALAŞMAK İÇİN ÇAĞIRDIĞIN GÜN BENİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İŞTE O GÜN O GÜN VARYA BABACIM SANA GELİP SARILMAK İSTEDİM&lt;br /&gt;AMA SARILAMADIM NİYE BİLİYORMUSUN? KÜSMÜŞTÜM SANA BİR ÇOCUK GİBİ&lt;br /&gt;YİNE BENİ BIRACAK VE GİDECEKSİN DİYE HEMDE BU GİDİŞ SON GİDİŞDİ ARTIK DÖNMİYCEKTİN BEN HAVAALNINDA SENİ KARŞILIYAMIYCAKTIM&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AMA ŞİMDİ ÇOK ÇOK PİŞMANIM SON BİRKEZ DAHA O BANA GÜVEN VEREN SICAKLIĞINI HİSSEDEMEDİYİM İÇİN PİŞMANIM&lt;br /&gt;HANİ BİR KISSA ANLATILIR H.Z FATIMA VALİDEMİZ VEFAT ETTİYİNDE RASULULLAHIN KABRİNE GETİRİLİR VE ALLAHIN RASULU KABİRDEN ELLERİNİ ÇIKARIR KIZINI İÇERİ CEKER VE SONRA TEKRAR DIŞARI ÇIKARIR&lt;br /&gt;HER SENİN YANINA GELİŞİMDE BU AKLIMA GELİR&lt;br /&gt;ALLAHIM NE OLUR ŞU KABİR BİR AÇILSA BİR AÇILSADA&lt;br /&gt;ŞU HASRETİM BİR NEBZE DİNSE&lt;br /&gt;AH! NE YAMANMIŞ BU AYRILIK&lt;br /&gt;AH! NE YAMANMIŞ BU GURBETLİK&lt;br /&gt;AH!NEYAMANMIŞ SENSİZLİK BABAM...&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="COLOR: rgb(81,81,197);font-family:'Comic Sans MS';font-size:12;"  &gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15365815-113115123359822540?l=sadiyka.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sadiyka.blogspot.com/feeds/113115123359822540/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15365815&amp;postID=113115123359822540' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/113115123359822540'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/113115123359822540'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sadiyka.blogspot.com/2005/11/bir-bilsen-baba-nasilda-zlediimi-seni.html' title='BİR BİLSEN BABA NASILDA ÖZLEDİĞİMİ SENİ'/><author><name>sadiyka</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05940548867634181826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15365815.post-113028017806610533</id><published>2005-10-26T01:42:00.000+03:00</published><updated>2005-10-26T01:42:58.073+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>geceler  gerçeği heceler,heceler kalplerde geceler,&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15365815-113028017806610533?l=sadiyka.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sadiyka.blogspot.com/feeds/113028017806610533/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15365815&amp;postID=113028017806610533' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/113028017806610533'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/113028017806610533'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sadiyka.blogspot.com/2005/10/geceler-gerei-hecelerheceler-kalplerde.html' title=''/><author><name>sadiyka</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05940548867634181826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15365815.post-112902935330951453</id><published>2005-10-11T13:33:00.000+03:00</published><updated>2005-10-11T14:15:53.326+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>ALLA'HIM HAMD SANADIR. NE MUTLUKİ! BİR RAMAZAN-I ŞERİFE DAHA ULAŞTIRDIN BİZİ.&lt;br /&gt;HOŞ GELDİN YA ŞEHRİ RAMAZAN. HOŞ GELDİN DİYORUZ DEMESİNE DE BİR YER DE DOĞRU RAMAZAN AYI GELİYOR LAKİN ONUN BİZE GELMESİNDEN ZİYADE BİZİM ONA NE KADAR GİTTİĞİMİZ ÖNEMLİ. ÇÜNKÜ GÜNLÜK HAYATIMIZDA YAPTIĞIMIZ İBADETLERE ALLAHÜ TEÂLÂ BÜYÜK ECİRLER BAHŞEDİYORKEN  RAMAZAN AYI GELİNCE BUNLARIN ECİRLERİNİ İKİ YE BELKİ BİNE KATLIYOR.&lt;br /&gt;DÜŞÜNÜYORUM DA BENİ ÜZEN KIRAN BİRİLERİNE ASLA AF ETMİYECEYİMİ SÖYLÜYORUM. İSTEMEDEN DE OLSA YAPTIĞIM BİR ÇOK HATALARIM OLUYOR RAMAZANDA DAHA DİKKAT ETMEYE ÇALIŞIYORUM PEKİ HAL BÖYLE OLUNCA SORUYORUM KENDİ KENDİME BEN YARATILMIŞ OLARAK! ALLAHU TEALANIN DEYER VEREREK YARATTIĞI KULLARINA HAKKIMI HELAL ETMEDİYİMİ SÖYLERKEN ALLAHIM BENİ AFET DİYORUM. DUALARIMIN KABUL OLMASINI BEKLİYORUM.&lt;br /&gt;VE ŞUNU UNUTUYOR OLACAĞIMKİ ALLAH C.C AF ETTİYİN KADAR AF EDLİR. MERHAMET ETTİĞİN KADAR MERHAMET GÖRÜRSÜN.  MERHAMETLİLERİN MERHAMETLİSİ O YÜCELER YÜCESİ RABBİM ÖYLE BUYURUYOR. ALLAHIM NE OLUR BU ŞUURLA HAREKET ETMEYİ NASİP EYLE BİZLERE. ŞEYTANLAR BAĞLANIYOR BU AYDA DENİLİYOR O HALELDE HATAYA DÜŞME RİSKİMİZ ÇOK AZ. BİR HATAYA DÜŞDÜĞÜMÜZDE ŞEYTANA UYDUK VEYA BENİ KANDIRDI DİYORUZ DEMEKKİ RAMAZAN DA BUNUN GİBİ BİR BAHA NEDE GÖSTEREMEYİZ O YOK BAĞLI BİZE ULAŞAMAZ, ÖYLE İSE ONUN MİRASINI PAYLAŞIYORUZ BU AYDA.&lt;br /&gt; RABBİM NEFİSLERİMİZİN TERBİYESİ İÇİN BİZLERE YARDIM ET RAMAZANI BİZDEN HOŞNUT BİZİDE ONDAN HOŞNUT OLARAK UĞURLAMAYI NASİP ET. AMİN...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15365815-112902935330951453?l=sadiyka.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sadiyka.blogspot.com/feeds/112902935330951453/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15365815&amp;postID=112902935330951453' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/112902935330951453'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/112902935330951453'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sadiyka.blogspot.com/2005/10/allahim-hamd-sanadir.html' title=''/><author><name>sadiyka</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05940548867634181826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15365815.post-112731918703657406</id><published>2005-09-21T19:12:00.000+03:00</published><updated>2005-09-21T19:13:07.036+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;span style="color: rgb(102, 0, 0);"&gt;Aynalar Yolumu Kesti&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;          &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;          Aynalar, bakmayın yüzüme dik dik;&lt;br /&gt;İste yakalandık, kelepçelendik!&lt;br /&gt;Çıktınız umulmaz anda karsıma,&lt;br /&gt;Başımın tokmağı indi başıma.&lt;br /&gt;Suratımda her suç bir ayrı imza,&lt;br /&gt;Benmişim kendime en büyük ceza!&lt;br /&gt;Ey dipsiz berraklık, ulvi mahkeme!&lt;br /&gt;Acı, hapsettiğin sefil gölgeme!&lt;br /&gt;Nur topu günlerin kanına girdim.&lt;br /&gt;Kutsi emaneti ye&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;          &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     &lt;strong&gt;&lt;span style="color: rgb(102, 0, 0);"&gt;Necip Fazıl Kısakürek&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15365815-112731918703657406?l=sadiyka.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sadiyka.blogspot.com/feeds/112731918703657406/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15365815&amp;postID=112731918703657406' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/112731918703657406'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/112731918703657406'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sadiyka.blogspot.com/2005/09/aynalar-yolumu-kesti-aynalar-bakmayn.html' title=''/><author><name>sadiyka</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05940548867634181826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15365815.post-112731897765239138</id><published>2005-09-21T19:09:00.000+03:00</published><updated>2005-09-21T19:09:37.660+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;span style="color: rgb(102, 0, 0);"&gt;Aynadaki Halime&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;          &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;          Akmayan yaşlarla sıcacık yüzün;&lt;br /&gt;yavrum, bugün seni pek ölgün gördüm.&lt;br /&gt;Gözünde bir küçük noktadır hüzün,&lt;br /&gt;Neşeni ne bugün, ne de dün gördüm.&lt;br /&gt;Eğri dallar gibi halsiz, yorgunsun,&lt;br /&gt;Birikmiş sulardan daha durgunsun&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15365815-112731897765239138?l=sadiyka.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sadiyka.blogspot.com/feeds/112731897765239138/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15365815&amp;postID=112731897765239138' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/112731897765239138'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/112731897765239138'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sadiyka.blogspot.com/2005/09/aynadaki-halime-akmayan-yalarla-scack.html' title=''/><author><name>sadiyka</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05940548867634181826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15365815.post-112558080805133668</id><published>2005-09-01T16:19:00.000+03:00</published><updated>2005-09-01T16:20:08.060+03:00</updated><title type='text'>Yozgatlı şair, hattat; Osman Nuri Bey’in beyti</title><content type='html'>Ecelim karşıma gelmiş, haberim yok Yâ Râb…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bu ne gaflet, ne sefahat; kederim yok Yâ Râb…” *&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıllar hep beyhûde geçti, sular azgın çağladı, &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nefse gem vurmaktan yana hünerim yok Yâ Râb…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalbimizin iftirâkı nâçar kıldı bizleri,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ömrüm hazin bir âh-ü zâr, zaferim yok Yâ Râb...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kirpiğime dokunmadı rahmet yüklü bulutlar,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seccâdeyi sele veren seherim  yok  Yâ  Râb…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşkı şâhit edemedik son gönül cemresine,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ehl-i dîlin rahlesinde değerim yok Yâ Râb…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günahkâra merhamet kıl,  âbâd eyle kulunu,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kıbleden başka menzîle seferim yok Yâ Râb…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlticâ ettim kapına yâd-ı cemîlim Sen’sin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İltifata mahzar amel defterim yok Yâ Râb…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir zerre-i lütfûn bile bahtiyâr eyler bizi,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sen’den başka sığınacak bir yerim yok Yâ Râb…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hicran dolu bir hayatın gurûbuna ağlarım,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Visâline “Gül” den gayrı serverim yok Yâ Râb…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Medetkârım O “Gül” varken, gönül mükedder olmaz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve Sen varsın, Habibin var; kederim yok Yâ Râb…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rahmân ve Rahîm Sensin; Sen’den Kerîm yok Yâ Râb…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Resûl-i  Zîşan’dan  başka  rehberim  yok  Yâ  Râb…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15365815-112558080805133668?l=sadiyka.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sadiyka.blogspot.com/feeds/112558080805133668/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15365815&amp;postID=112558080805133668' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/112558080805133668'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/112558080805133668'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sadiyka.blogspot.com/2005/09/yozgatl-air-hattat-osman-nuri-beyin.html' title='Yozgatlı şair, hattat; Osman Nuri Bey’in beyti'/><author><name>sadiyka</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05940548867634181826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15365815.post-112515556473568553</id><published>2005-08-27T18:12:00.000+03:00</published><updated>2005-08-27T18:12:44.740+03:00</updated><title type='text'>fıkra (dini)</title><content type='html'>Temel iyice yaşlanmış, yaş doksan beş olmuş. Bir gün Azrail çıkagelmiş. Temel, ' Ne yapsam da paçayı yırsam' diye düşünmeye başlamış. 'Hah buldum. Çocuk taklidi yapayım, beni tanımasın demiş' Azrail iyice yaklaşınca başlamış ağlamaya:&lt;br /&gt;Ingaa! Ingaa!&lt;br /&gt;Azrail Temel'in kulağına eğilmiş ve şöyle demiş:&lt;br /&gt;- Atta! Atta!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15365815-112515556473568553?l=sadiyka.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sadiyka.blogspot.com/feeds/112515556473568553/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15365815&amp;postID=112515556473568553' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/112515556473568553'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/112515556473568553'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sadiyka.blogspot.com/2005/08/fkra-dini.html' title='fıkra (dini)'/><author><name>sadiyka</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05940548867634181826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15365815.post-112508940057450670</id><published>2005-08-26T23:49:00.000+03:00</published><updated>2005-08-26T23:50:00.580+03:00</updated><title type='text'>fıkra</title><content type='html'>Bir gün çölde yaya giden bir dervişin önüne bir atlı çıktı:&lt;br /&gt;-Baba, dedi, bir müşkülüm var. Beni aydınlatır mısın?&lt;br /&gt;Derviş yanıt verdi:&lt;br /&gt;-Elimden gelen bir şeyse, hay hay, oğlum.&lt;br /&gt;-Şunu öğrenmek istiyorum : Şu anda Allah ne yapıyor?&lt;br /&gt;Sualin münasebetsizliğine içerliyen derviş, hic belli etmemiş :&lt;br /&gt;-Yanıt veririm ama, bir şartla, sen o attan in, ben bineyim.&lt;br /&gt;-Neden?&lt;br /&gt;-Böyle yüksek bir suale yüksekten yanıt vermek gerekir de ondan!&lt;br /&gt;Adam attan inmiş, derviş binmiş.&lt;br /&gt;Adam:&lt;br /&gt;-Hadi, demiş söyle bakalım. Allah şimdi ne yapıyor?&lt;br /&gt;Derviş :&lt;br /&gt;-Ne yapacak, demiş, atı senin gibi budalanın elinden alıp, benim gibi akıllıya veriyor, demiş.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15365815-112508940057450670?l=sadiyka.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sadiyka.blogspot.com/feeds/112508940057450670/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15365815&amp;postID=112508940057450670' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/112508940057450670'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/112508940057450670'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sadiyka.blogspot.com/2005/08/fkra_112508940057450670.html' title='fıkra'/><author><name>sadiyka</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05940548867634181826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15365815.post-112506192913318093</id><published>2005-08-26T16:11:00.000+03:00</published><updated>2005-08-26T16:12:09.136+03:00</updated><title type='text'>HÜZÜN</title><content type='html'>&lt;span class="AMTsmalltext"&gt;kopan bir ipe sımsıkı bir düğüm atarsın,ipin en sağlam yeri artık o düğümdür..ama ipe her dokunduğunda,canını acıtacak tek nokta yıne o düğümdür.....................&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15365815-112506192913318093?l=sadiyka.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sadiyka.blogspot.com/feeds/112506192913318093/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15365815&amp;postID=112506192913318093' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/112506192913318093'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/112506192913318093'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sadiyka.blogspot.com/2005/08/hzn.html' title='HÜZÜN'/><author><name>sadiyka</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05940548867634181826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15365815.post-112491101220595809</id><published>2005-08-24T22:04:00.000+03:00</published><updated>2005-08-24T22:16:52.210+03:00</updated><title type='text'>YATTIĞIMKAYA</title><content type='html'>Bu akşam o kadar durgun ki sular&lt;br /&gt;Gömül benim gibi kedere diyor.&lt;br /&gt;İçimde maziden kalma duygular&lt;br /&gt;Ağla geri gelmez günlere diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ey gönül, gidenden ümidini kes!&lt;br /&gt;Kaçan bir hayele benziyor herkes,&lt;br /&gt;Sanki gaibden kulağıma bir ses&lt;br /&gt;Bulaşmalar kaldı mahşere diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Enginden engine koşarken rüzgâr,&lt;br /&gt;Bende bir yolculuk heyecanı var...&lt;br /&gt;Yatdığım kayaya çarpan dalgalar&lt;br /&gt;Çıkıver bir sonsuz sefere diyor...&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;N. F. kısakürek.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15365815-112491101220595809?l=sadiyka.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sadiyka.blogspot.com/feeds/112491101220595809/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15365815&amp;postID=112491101220595809' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/112491101220595809'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/112491101220595809'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sadiyka.blogspot.com/2005/08/yattiimkaya.html' title='YATTIĞIMKAYA'/><author><name>sadiyka</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05940548867634181826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15365815.post-112490919862420549</id><published>2005-08-24T21:45:00.000+03:00</published><updated>2005-08-24T21:46:38.623+03:00</updated><title type='text'>fıkra:</title><content type='html'>&lt;span class="AMTsmalltext"&gt;Sınıfa yeni bir hoca gelir. Hoca, öğrencilerle tanışmak ister:&lt;br /&gt;―Senin adın ne bakalım?&lt;br /&gt;—Fatih.&lt;br /&gt;—Fatiha suresini oku bakalım.&lt;br /&gt;Çocuk Fatiha suresini okur. Hoca, başka bir çocuğa doğru yönelir.&lt;br /&gt;—Senin adın ne?&lt;br /&gt;—Yasin.&lt;br /&gt;—Sen de Ya&lt;br /&gt;sin’i okuyuver bize.&lt;br /&gt;Çocuk Yasin’i okur. Pencere kenarında, esmer bir çocuk hocanın dikkatini çeker. Hoca çocuğa sorar:&lt;br /&gt;—Senin adın ne yavrum?&lt;br /&gt;Çocuğun cevabı şudur:&lt;br /&gt;—Mevlüt ama kısaca Kevser derler hocam!&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15365815-112490919862420549?l=sadiyka.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sadiyka.blogspot.com/feeds/112490919862420549/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15365815&amp;postID=112490919862420549' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/112490919862420549'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/112490919862420549'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sadiyka.blogspot.com/2005/08/fkra_112490919862420549.html' title='fıkra:'/><author><name>sadiyka</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05940548867634181826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15365815.post-112482771776940624</id><published>2005-08-23T22:59:00.000+03:00</published><updated>2005-08-23T23:30:22.346+03:00</updated><title type='text'>MEVSİM DÖNERKEN</title><content type='html'>Ufukta pas tutdu birden bire yaz;&lt;br /&gt;Gün çabucak geçti, akşam tez oldu.&lt;br /&gt;Toz kaldırdı karşı yollardan poyraz,&lt;br /&gt;kopan yol uçları eklenmez oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akşam;sanki boşluk içine dolar,&lt;br /&gt;Dağların çilası gittikçe solar,&lt;br /&gt;Rüzgarda bir kadının saçını yolar.&lt;br /&gt;Artık bu yollarda beklenmez oldu...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15365815-112482771776940624?l=sadiyka.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sadiyka.blogspot.com/feeds/112482771776940624/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15365815&amp;postID=112482771776940624' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/112482771776940624'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/112482771776940624'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sadiyka.blogspot.com/2005/08/mevsim-dnerken.html' title='MEVSİM DÖNERKEN'/><author><name>sadiyka</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05940548867634181826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-15365815.post-112386751567363718</id><published>2005-08-12T20:19:00.000+03:00</published><updated>2005-08-12T20:25:15.683+03:00</updated><title type='text'>Selamu aleykum,</title><content type='html'>Bugünden itibaren blog yazmaya başlıyorum.. Umarım sizlerle güzel şeyler paylaşırım...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/15365815-112386751567363718?l=sadiyka.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sadiyka.blogspot.com/feeds/112386751567363718/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=15365815&amp;postID=112386751567363718' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/112386751567363718'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/15365815/posts/default/112386751567363718'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sadiyka.blogspot.com/2005/08/selamu-aleykum.html' title='Selamu aleykum,'/><author><name>sadiyka</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05940548867634181826</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry></feed>
